15 Temmuz 2016 - Darbe Girişimi
15 Temmuz 2026
Bugün yakın tarihimizin en karanlık ve bir o kadar da en uzun gecesi yaşandı. Bu olay, sadece bir askeri kalkışma değil, temelleri on yıllar öncesine dayanan sinsi bir planın en kanlı sahnesiydi.
Hikâyemiz aslında 40 yıl öncesinden başlıyor. Kendini bir "dinî cemaat" gibi gösteren ancak kapalı ve ezoterik bir yapıya sahip olan FETÖ (Fettullahçı Terör Örgütü), yavaş yavaş devletin en kritik damarlarına kadar sızdı. Sınav sorularını çalarak kendi müritlerini orduya, emniyete ve yargıya yerleştirdiler; böylece liyakat yerine sadakati, devlete değil örgüt elebaşına bağlılığı esas alan bir "paralel devlet" kurdular. Örgüt üyeleri, küçük yaşlardan itibaren ailelerinden koparılarak "ağabey" ve "ablaların" kontrolünde radikalleştirildi ve iradeleri tamamen teslim alındı. Darbe öncesinde ise müritlerine dergi kapakları ve reklam filmleri üzerinden subliminal mesajlar göndererek onları o geceye hazırladılar.
Örgütün en önemli yayın organlarından biri olan Sızıntı dergisi, adeta darbenin takvimini müjdeleyen kapaklarla çıktı. Eylül 2015 kapağında uçaklar, helikopterler ve bir gemi görselinin yanına "beklenen sevgiliyi" anlatan bir dörtlük yerleştirilmişti; buradaki "sevgili" aslında örgüt elebaşından (yani Fettullah Gülen'den) başkası değildi. Darbe girişimine sadece iki ay kala, Mayıs 2016 kapağında ise daha açık bir mesaj vardı: Asker kıyafetini andıran yeşil elbiseli bir kol, karanlık bir odanın kapısını aydınlığa açıyordu. Kapaktaki dörtlük ise açıkça bir "kurtuluş ve bekleyiş" vurgusu yaparak müritlerin zihnini o geceye odaklıyordu.
Hatırlarsanız, 2015 yılının son aylarında televizyonlarda dönen o tüyler ürpertici Zaman Gazetesi reklamı vardı. Siren sesleri eşliğinde şehir üzerinde uçan bir helikopter görüntüsüyle başlayan o reklam, birdenbire kesilerek ekrana gülen bir bebek getiriyordu. Uzmanlar, bu görüntünün helikopterlerle masum insanlara ateş açılacağı o kanlı geceyi ve sonrasında örgütün hayal ettiği o "yeni doğumu" sembolize ettiğini belirttiler. Bu, müritlerin vahşi eylemleri sorgusuz sualsiz kabul etmelerini sağlamak için yapılan bir psikolojik hazırlıktı.
Sadece görseller değil, elebaşının bizzat seçtiği kıyafetler de birer mesajdı. 19 Mart 2016’da örgüt lideri, Pensilvanya’daki malikanesinde ilk kez haki renkli (asker yeşili) bir pardösüyle kamera karşısına geçerek "giysi diliyle" TSK içindeki mensuplarına bir selam gönderdi. Konuşmasında kurduğu cümleyi yarıda keserek "Kapadokya sakinleri" ve "serkarlar" adına konuştuğunu söyledi. Burada "Kapadokya" örgüt içinde TSK için kullanılan gizli bir şifreyken, "serkar" ise komutan ve amir anlamına geliyordu. Hatta "ıslah" ve "sulh" kavramları üzerine kurduğu ezoterik dil, darbecilerin kendilerine neden "Yurtta Sulh Konseyi" adını verdiğinin de ilk ipuçlarını taşıyordu.
İhanetin sızmadığı yer kalmamıştı. Daha darbe gerçekleşmeden önce, Milli Eğitim Bakanlığı'nda etkin oldukları dönemde hazırlanan yardımcı ders kitaplarında "15 Temmuz Uçurtma Şenlikleri" başlıklı bir okuma metni yer alıyordu. Bu durum, darbe tarihinin ve sürecinin ne kadar önceden planlandığını ve bu planın çocukların ders kitaplarına kadar birer sübliminal mesaj olarak yerleştirildiğini açıkça kanıtlıyordu.
İşte bu yüzden 15 Temmuz’u sadece bir gecelik bir olay değil, on yıllarca süren ve sembollerle işlenen sinsi bir "zihin operasyonu" olarak okumak gerekir.
Darbe kararı, 1 Kasım 2015 seçimlerinden sonra örgüt lideri tarafından bizzat verildi. Ankara’daki villalarda gizlice toplanan sözde "Yurtta Sulh Konseyi" üyeleri, her şeyi en ince ayrıntısına kadar planlamıştı. Planlarına göre Cumhurbaşkanı Erdoğan Marmaris’te ele geçirilip bir gemiye götürülecek, Başbakan ve bakanlar ise derdest edilerek Akıncı Üssü’ne nakledilecekti. Hatta o kadar ileri gitmişlerdi ki, Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar’ın en yakınındaki yaveri bile bu ihanetin bir parçası olmuş, yıllarca odasına dinleme cihazı yerleştirmişti.
Saatler 22:00’yi gösterdiğinde İstanbul’da köprülerin tanklarla kapatılmasıyla o korkunç gece başladı. Darbeciler, Genelkurmay Karargâhı'nı ve TRT’yi ele geçirerek korsan bir bildiri okuttular. Ancak hesap edemedikleri bir şey vardı: Başbakan Binali Yıldırım televizyona bağlanarak "Bu bir kalkışmadır, izin verilmeyecektir" dedi.
Asıl kırılma noktası ise Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bir telefon ekranından milleti meydanlara ve havaalanlarına davet etmesi oldu. İnsanlar, sadece ellerinde Türk bayraklarıyla uçaklara, helikopterlere ve tanklara karşı sokaklara döküldüler.
Gece boyunca vahşetin sınırı yoktu. Darbeciler, TBMM’yi, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’ni ve Ankara Emniyet Müdürlüğü’nü bombaladılar. Gölbaşı Özel Harekât Daire Başkanlığı’na yapılan hava saldırısında polisimiz şehit düştü.
Sabahın ilk ışıklarıyla birlikte ihanetin kaleleri çökmeye başladı. 06:40’ta Boğaziçi Köprüsü’ndeki askerler teslim oldu. 08:32’de ise rehin tutulan Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar operasyonla kurtarıldı. Yaklaşık 22 saat süren bu amansız mücadele sonunda darbe girişimi tamamen bertaraf edildi.

