AfricaTravelCairoEgypt

Mehmet Ali Pasha Mosque

Makale Okuma Süresi

1990
Kelime Sayısı
7 min
Okuma Süresi

8 February 2026 tarihinde Özgür Gülün tarafından güncellendi.

Merhaba değerli misafirlerim, bugün Kahire’nin kalbinde, Kavalalı Mehmed Ali Paşa Camii’ndeyiz. Şehrin silüetini belirleyen bu muazzam yapı, sadece bir ibadethane değil, aynı zamanda Mısır’ın modernleşme öyküsünün de sessiz bir tanığıdır. İsterseniz bu “Alabaster” yani Kaymak Taşı Camii olarak da bilinen şaheserin hikâyesine birlikte dalalım.

Kavalalı Mehmet Ali Paşa:

Mehmed Ali Paşa, 1768 veya 1769 yıllarında bugün Yunanistan sınırlarında kalan Arnavutluk’un Kavala şehrinde dünyaya gelmiştir. Babası İbrahim Ağa olan bu azimli genç adam, Napolyon’un Mısır çıkarmasının ardından bölgedeki otorite boşluğunda yükselmiş ve 1805 yılında Osmanlı Devleti tarafından Mısır Valisi olarak atanmıştır. Ancak o, sıradan bir vali olmanın çok ötesine geçerek Mısır’ı tam 45 yıl boyunca, iç işlerinde serbest dış işlerinde Osmanlı’ya bağlı, adeta bağımsız bir hanedanlık gibi yönetmiştir.

Kendisi sadece bir asker değil, aynı zamanda Mısır’ın modernleşme öyküsünü yazan vizyoner bir liderdir. Güçlü bir ordu ve donanma kurmakla kalmamış; eğitim, tarım, ticaret, tıp, sanayi ve mühendislik gibi pek çok alanda devrim niteliğinde reformlar yapmıştır. Mısır’da yeni fabrikalar kurdurmuş, modern okullar açmış ve hatta teknik eğitim almaları için Avrupa’ya burslu öğrenciler göndermiştir. Bu çabalarıyla Mısır’ı iktisadi ve bilimsel açıdan büyük bir kalkınma sürecine sokmuştur.

Yaklaşık 150 yıl boyunca (1805-1952) Mısır’a hükmedecek olan hanedanın kurucusu olan Paşa, aynı zamanda bugün hayranlıkla izlediğimiz bu muazzam “Alabaster” Camii’nin de banisidir. Mısır’ı “ikinci bir İstanbul” yapma hayaliyle yola çıkan bu büyük devlet adamı, 1848 veya 1849 yılındaki vefatının ardından, bizzat inşa ettirdiği bu mabedin batı köşesindeki mermer sandukalı türbesine defnedilerek ebedi istirahatgahına çekilmiştir.

Kahire’nin bu görkemli tepesinden şehre baktığınızda göreceğiniz tek yadigar bu cami değil elbette. Kavalalı Mehmed Ali Paşa ve onun soyundan gelenler, Mısır’ı adeta yeni baştan inşa ederek her köşe başına birer mücevher bırakmışlar. Gelin, bu vizyoner hanedanın izinde Kahire ve İskenderiye sokaklarında kısa bir gezintiye çıkalım.

Sarayların Zarafeti ve Gücü Mehmed Ali Paşa, sadece ibadethaneler değil, devletin ihtişamını yansıtacak saraylar da inşa ettirmişti.

  • Harem Sarayı: 1826-27 yıllarında Kahire Kalesi’nin içinde inşa edilen bu devasa yapı, hanedanın özel yaşam alanıydı. Bugün Mısır Askeri Müzesi olarak hizmet veren saray, 25.000 metrekarelik alanıyla tarihin en canlı şahitlerinden biridir.
  • Cevher Sarayı: Yine kale içinde yer alan bu saray, 1813-14 yıllarında İstanbul Boğaziçi’ndeki sivil mimari örnek alınarak yapılmıştır. İçindeki o meşhur yaldızlı ahşap tahtı ve Avrupa tarzı süslemeleriyle Batı sanatının Mısır’a giriş kapısı gibidir.
  • Şobra Sarayı: 1808’de inşa edilen bu yazlık saray, özellikle “Havuzlu Köşkü” ile meşhurdur. Paşa’nın sıcak yaz gecelerinde mermer sütunlu galeriler arasında dinlendiği bu mekan, tam bir “Doğu fantezisi ile Avrupa lüksünün” harmanıdır.
  • Ras el-Tin Sarayı: İskenderiye’nin o ferah sahilinde yükselen bu saray, ailenin en eski ve en önemli merkezlerinden biridir. İtalyan mimarların eliyle şekillenen yapısı, hanedanın hem yükselişine hem de hüzünlü sonuna tanıklık etmiştir.

Şehrin İncileri: Sebil-Küttablar Hanedan üyeleri, halkın su ihtiyacını karşılamak ve eğitimi desteklemek için şehrin her yanına Barok ve Rokoko üslubuyla bezenmiş zarif sebil-küttablar serpiştirmişlerdir.

  • Tosun Paşa ve İsmail Paşa Sebilleri: Mehmed Ali Paşa, genç yaşta kaybettiği oğlu Tosun Paşa adına 1821’de, diğer oğlu İsmail Paşa adına ise 1828’de muazzam mermer kaplamalı sebiller yaptırmıştır.
  • Ümm-ü Abbas Paşa Sebil-Küttabı: 1867’de I. Abbas Hilmi Paşa’nın annesi tarafından yaptırılan bu yapı, tipik İstanbul tarzını Mısır’a taşıyan en zarif örneklerden biridir.

Ayrıca geç dönem eserlerinden olan ve 1898’de inşa edilen Sakakin Sarayı, adeta dört katlı bir düğün pastasını andıran o görkemli mimarisiyle hanedan döneminin son demlerindeki Avrupa etkisini tüm çıplaklığıyla sergiler.

Kavalalı Mehmed Ali Paşa ile Osmanlı Sultanları arasındaki İlişki:

Sevgili dostlar, gelin şimdi de bu taşların ardındaki o sarsıcı siyasi dengeye, Kavalalı Mehmed Ali Paşa ile Osmanlı Sultanları arasındaki o “fırtınalı” ama bir o kadar da saygılı ilişkiye yakından bakalım.

Mehmed Ali Paşa’nın Osmanlı Padişahları ile olan münasebeti, tarihin gördüğü en karmaşık ve ilgi çekici güç dengelerinden biridir.

Kavalalı Mehmed Ali Paşa, 1805 yılında Osmanlı Devleti tarafından Mısır Valisi olarak atanmıştır. Ancak o, sıradan bir vali olmanın çok ötesine geçerek; Mısır’da iç işlerinde serbest, dış işlerinde ise Osmanlı’ya bağlı bir hanedanlık kurmuştur. Kaynaklarımız, onun bu durumunu “Osmanlı’dan siyasi açıdan ayrılmış gibi hareket etmesine rağmen müstakil bir krallık kurduğu” şeklinde tarif eder. Mısır’ı 45 yıl boyunca yöneten Paşa, İstanbul ile olan bağımsızlık dozunu sürekli artırmış ve Mısır’ın modernleşmesi yolunda radikal adımlar atmıştır.

Aradaki gerilime ve Paşa’nın “müstakil bir devlet” gibi hareket etmesine rağmen, Padişahın otoritesini resmen tanımaktan da geri durmamıştır. Bunu, bugün içinde bulunduğumuz bu muazzam camide bile görebiliriz:

  • Caminin avlu giriş kapısının üzerindeki kitâbede dönemin padişahı Sultan Abdülmecid’in ismine ve Osmanlı’nın sembolü olan ay-yıldız motifine yer verilmiştir.
  • Hatta Paşa’nın yaptırdığı Tosun Paşa ve İsmail Paşa sebillerinde de Sultan II. Mahmud’un tuğraları gururla sergilenmektedir. Bu durum, siyasi çekişmelere rağmen Osmanlı meşruiyetine olan bağlılığın sembolik olarak devam ettiğini gösterir.

Bazı kaynaklar Paşa’nın kendi gücünü simgeleyen özel bir arması olduğundan bahseder. Caminin içindeki o görkemli ahşap minberin üzerinde, Mehmed Ali Paşa’nın hanedanlık arması olan güneş ışını motifi yer almaktadır. Bu arma, onun Mısır’daki mutlak gücünün ve hanedanının görsel bir imzası niteliğindedir.

Kısacası Mehmed Ali Paşa, İstanbul’dan gelen mimarlarla İstanbul usulü camiler yaparken bile kendi bağımsızlık rüyasını bu mermerlere nakşetmiş, ancak Padişahın ismini de başının üstünde taşımaya devam etmiştir.

Caminin Tarihçesi:

Her şey 1830 yılında, Mısır Valisi Kavalalı Mehmed Ali Paşa’nın emriyle başladı. Paşa, Kahire Kalesi içerisinde bulunan eski Memlük saraylarını yıktırarak yerine kendi gücünü ve yenilikçi ruhunu simgeleyecek bu camiyi yaptırmak istedi. Bu iş için İstanbul’dan özel olarak Mimar Yusuf Boşnak’ı getirtti. Ancak Mehmed Ali Paşa’nın ömrü bu eserin tamamlandığını görmeye yetmedi; 1848 veya 1849’daki vefatına kadar yapının ancak kaba inşaatı bitirilebilmişti. Caminin mermer kaplamaları, o meşhur altın yaldızlı süslemeleri ve Mehmed Ali Paşa’nın huzur içinde yattığı mezarını çevreleyen pirinç parmaklıklar, halefleri Hidiv I. Abbas Hilmi ve Sa‘îd Paşa dönemlerinde tamamlanabildi. Yıllar sonra, 1930’lu yıllarda ana kubbede ciddi çatlaklar fark edilince, Kral Fuad ve Kral Faruk dönemlerinde kubbeler tamamen sökülerek orijinal haline sadık kalınarak yeniden inşa edildi.

Mimari Özellikler

Caminin önünde durduğunuzda kendinizi Mısır’da değil de İstanbul’un o meşhur selâtin camilerinden birinin önünde gibi hissedebilirsiniz; çünkü bu yapı plan olarak İstanbul’daki Şehzade ve Sultan Ahmed camilerini örnek almıştır.

Kare planlı bu devasa yapının kalbinde, dört büyük fil ayağına oturan 21 metre çapında ve tam 52 metre yüksekliğinde muazzam bir merkezi kubbe bulunur. Bu ana kubbeyi destekleyen dört yarım kubbe ve köşelerdeki küçük kubbeler, yapıya o klasik Osmanlı piramit görünümünü verir. Şehrin her yerinden görülen o ince uzun iki minaresi ise tam 84 metre yüksekliğiyle Mısır’ın en yüksek minareleridir.

İçeri girdiğinizde duvarların 11 metre yüksekliğe kadar bembeyaz “albaster” mermeriyle kaplı olduğunu göreceksiniz; yapıya o meşhur ismini veren de işte bu mermerdir. Klasik İslam sanatının aksine burada Batı etkisindeki Barok ve Rokoko tarzı çiçek desenleri, asma salkımları ve altın yaldızlı bezemeler hakimdir.

Caminin avlusu da en az harimi kadar etkileyicidir; 47 küçük kubbeyle örtülü revakların ortasında sekizgen bir şadırvan yer alır. Avlunun kuzeybatı duvarında ise ilginç bir hikâyesi olan demir bir saat kulesi göreceksiniz. Bu saat, 1845 veya 1846 yılında Fransa Kralı Louis Philippe tarafından, Paris’teki meşhur Luksor dikilitaşına karşılık Mehmed Ali Paşa’ya hediye edilmiştir.

Son olarak, caminin batı köşesine doğru baktığınızda, Mehmed Ali Paşa’nın mermer sandukasını ve onu koruyan o zarif pirinç parmaklıkları görebilirsiniz. Bu cami, hem Kahire’nin silüetindeki en görkemli imza hem de Osmanlı ile Mısır’ın mimari sentezinin en eşsiz meyvesidir.

Saat Kulesi:

Sevgili dostlar, avlunun kuzeybatı revakına doğru baktığınızda, o revakların ortasında yükselen demir kuleyi fark etmişsinizdir; işte o kulenin ardında diplomatik bir takasın ve biraz da sitem barındıran oldukça ilginç bir hikâye yatar.

Bu saat kulesi, 1845-1848 yılları arasında Fransa Kralı Louis Philippe tarafından Mehmed Ali Paşa’ya bir dostluk nişanesi olarak hediye edilmiştir. Ancak bu hediye karşılıksız değildir; Mehmed Ali Paşa, bu jeste karşılık olarak Luksor Tapınağı’nın önünde duran ve bugün Paris’teki meşhur Place de la Concorde meydanını süsleyen o devasa II. Ramses dikilitaşını Fransa’ya göndermiştir.

Kulenin mimari detaylarına biraz daha yakından bakacak olursak şunları görebiliriz:

Bakır ve demirden yapılan bu kule, Neo-Gotik ve Oryantalist üslupların adeta bir dansı gibidir.

Kulenin en üst katında, belki de dönemin ruhunu yansıtan bir çay odasının (tearoom) bulunması, onu sıradan bir saat kulesinden çok daha fazlası yapar.

Hikâyenin en ironik tarafı ise, Paris’teki dikilitaş yüzyıllara meydan okurken, Kahire’ye gönderilen bu saatin uzun yıllar boyunca bozuk ve çalışmaz halde kalmış olmasıdır.

Neyse ki bu sessizlik sonsuza dek sürmemiş; Kral Faruk döneminde yapılan titiz restorasyon çalışmalarıyla bu “hüzünlü” saat yeniden tamir edilerek Kahire’nin vaktini tutmaya devam etmiştir. Bazen en görkemli hediyeler bile arkasında çalışmayan dişliler ve devasa dikilitaşların gölgesini barındırabiliyor 😊

Mehmet Ali Pasha Mosque

Özgür Gülün tarafından kaleme alınan bu metin, Kahire’nin simgelerinden biri olan Kavalalı Mehmet Ali Paşa Camii’ni ve banisinin tarihsel mirasını kapsamlı bir şekilde ele almaktadır. Kaynak, caminin İstanbul’daki Osmanlı mimarisinden ilham alan yapısını, "Alabaster" mermer kaplamalarını ve inşa sürecindeki sanatsal detayları detaylandırmaktadır. Ayrıca, Mısır’ın modernleşme dönemine öncülük eden Kavalalı hanedanının bölgeye kazandırdığı saraylar, sebiller ve diplomatik bir hediye olan saat kulesi gibi unsurlar incelenmektedir. Yazar, Mehmet Ali Paşa'nın hem Osmanlı Devleti ile olan fırtınalı siyasi bağını hem de Mısır’da kurduğu güçlü hanedanlık etkisini mekanlar üzerinden analiz etmektedir. Bu anlatım, profesyonel bir rehberin gözüyle tarihi bilgileri mimari gözlemlerle birleştiren bir gezi yazısı niteliği taşımaktadır.

1 / 5

Mehmet Ali Paşa Camisi, mimari plan açısından İstanbul'daki hangi camileri örnek almıştır?

2 / 5

Fransa Kralı Louis Philippe tarafından hediye edilen saat kulesine karşılık, Mısır’dan Fransa’ya ne gönderilmiştir?

3 / 5

Mehmet Ali Paşa'nın camiyi inşa etmesi için İstanbul’dan özel olarak getirttiği mimar kimdir?

4 / 5

Mehmet Ali Paşa Camisi'ne "Alabaster Camii" denilmesinin sebebi aşağıdakilerden hangisidir?

5 / 5

Mısır’da yaklaşık 150 yıl (1805-1952) hüküm sürecek olan hanedanın kurucusu kimdir?

Your score is

The average score is 0%

0%

If you liked it, share it!

Shares

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *