Atatürk and National Struggle Memorial Museum
Makale Okuma Süresi
31 January 2026 tarihinde Özgür Gülün tarafından güncellendi.
Merhaba, kıymetli misafirler! Bugün sizi İzmit’in tarih kokan sokaklarında, Cumhuriyet ruhunun en canlı hissedildiği noktalardan birine, Atatürk ve Milli Mücadele Anı Evi’ne (diğer adıyla Yeşil Konak) götüreceğim. Hazırsanız, 1919’un heyecanından Cumhuriyet’in ilanına uzanan bu destansı yolculuğa başlayalım.
Bu muazzam yapı, İzmit’in Hacıhasan Mahallesi’nde, Tezer Sokak üzerinde yer alıyor. Konak, aslında 1927 yılında Osman Zeki Akköseoğlu tarafından yaptırılmış, Geç Osmanlı ve Erken Cumhuriyet döneminin o zarif ahşap-kagir mimarisini taşıyan “T” planlı çok özel bir binadır. 2012 yılında aslına uygun olarak yeniden ihya edilen bu konak, 30 Ağustos 2022 tarihinde, yani Büyük Taarruz’un 100. yıl dönümünde kapılarını bir “Anı Evi” olarak bizlere açtı.
İçeriye adımınızı attığınızda, iki kata yayılan ve toplam 9 bölümden oluşan bir hafıza yolculuğu sizi bekliyor:
- Giriş Katı – Milli Mücadele’nin Kalbi: Burası bizi 15 Mayıs 1919’dan 29 Ekim 1923’e kadar süren o kutlu sürece götürüyor. Bir yanda Atatürk’ün neredeyse canlanacakmış gibi duran balmumu heykeliyle karşılaşıyor, diğer yanda Samsun’a çıkıştan Meclis’in açılışına kadar olan bilgilendirici panoları ve savaş aletlerini inceliyoruz. Batı Cephesi, Büyük Taarruz ve Başkomutanlık Meydan Muharebesi’ne dair haritalar ve belgeler arasında gezerken, o günlerin ağırlığını kalbimizde hissediyoruz.
- Üst Kat – İzmit’in Kahramanları: Yukarı çıktığınızda ise odağımız yerel direnişe, yani İzmit’in yiğit evlatlarına kayıyor. Koridorda sizi Kocaeli’nin sembol isimleri olan Yahya Kaptan, Kara Fatma (Fatma Seher Hanım) ve İpsiz Recep’in balmumu heykelleri selamlıyor.
Yahya Kaptan:
İzmit’in kahramanlık dolu tarihinde çok özel bir yere sahip olan, adını duyduğunuzda Milli Mücadele’nin o vakur duruşunu hissedeceğiniz bir yiğidi, Yahya Kaptan’ı anlatacağım size.
Yahya Kaptan, Türk Milli Mücadele döneminin en kritik lojistik üslerinden biri olan Kocaeli bölgesinde, direnişin adeta kalbi olmuş efsanevi bir isimdir. Kendisi, Karakol Cemiyeti ile bağlantılı olarak bu bölgede çete faaliyetlerini yürüten ve bağımsızlık iradesini yerelde örgütleyen bir direniş önderidir.
Onun yerel direnişteki rolü o kadar büyüktür ki, Gazi Mustafa Kemal Atatürk, meşhur eseri Nutuk’ta Yahya Kaptan’a oldukça geniş bir yer ayırmıştır. İstanbul’dan Anadolu’ya silah ve mühimmat sevkiyatında en kritik eşiklerden biri olan bu topraklarda, işgalcilere karşı canı pahasına mücadele etmiş ve bu kutlu yolun sonunda şehit düşmüştür.
Bugün İzmit sokaklarında dolaşırken Yahya Kaptan’ın izini sürmek isterseniz, sadece tarih kitaplarına bakmanıza gerek yok. İzmit’in en bilinen ve geniş yerleşim yerlerinden biri olan Yahya Kaptan Mahallesi, onun aziz hatırasını yaşatmak üzere isimlendirilmiştir. Ayrıca bu müze dışında Atatürk, Redif ve Etnografya Müzesi’nde ise girişin hemen solundaki odada, Haziran 1921’de şehit düşen diğer 85 kahramanla birlikte Yahya Kaptan’ın da ismi ve fotoğrafı onurla sergilenmektedir.
İzmit’in her köşesinde hissedilen bu milli ruhun en önemli mimarlarından biridir Yahya Kaptan. Onun hikayesi, bu kentin sadece sanayinin değil, aynı zamanda direnişin de sembolü olduğunun en büyük kanıtıdır.
Kara Fatma:
Milli Mücadele’nin en keskin rüzgarlarının estiği o yıllara çevirelim ve bir ismin daha önünde saygıyla duralım: Kara Fatma, yani gerçek adıyla Fatma Seher Hanım. İzmit’in kurtuluşunda bir güneş gibi doğan bu kahraman kadının hikayesi, eminim hepinizin yüreğine dokunacaktır.
Fatma Seher Hanım, sadece İzmit’in değil, vatanın pek çok cephesinde ter dökmüş efsanevi bir kadın kahramandır. Mücadelesine Balkan Savaşları’ndan başlayan bu yiğit Türk kadını, Milli Mücadele döneminde Kocaeli ve çevresinde adeta bir direniş sembolü haline gelmiştir.
Onun yerel direnişteki rolü öyle büyüktür ki; emrindeki birliğiyle bizzat cephede savaşmış ve İzmit’in düşman işgalinden kurtarılmasında son derece aktif ve kritik bir görev üstlenmiştir. Bugün İzmit’in sokaklarında özgürce yürüyebiliyorsak, onun ve kumanda ettiği o cesur birliğin payı çok büyüktür.
Anlatılan odur ki; bu “Kara” sıfatı, onun kaşı gözü için değil, gözü pekliği, cesareti ve mücadeledeki amansız duruşu için verilmiştir. Pek çok kaynakta kendisinden her ne kadar “Kara Fatma (Fatma Seher Hanım)” olarak bahsedilse de, bu ismin ona bizzat Mustafa Kemal Atatürk tarafından, Sivas Kongresi döneminde gösterdiği gözü peklik neticesinde verildiği tarihi bir gerçek olarak bilinir (ancak bu detaylı isimlendirme hikayesi mevcut kaynaklarımızda açıkça yer almamaktadır, bu nedenle genel tarih bilgisi olarak kabul edilebilir).
İzmit halkı Kara Fatma’yı hiçbir zaman unutmadı. Onun aziz hatırası bugün şehrin en özel iki müzesinde yaşıyor: Şu an içinde bulunduğumuz Atatürk ve Milli Mücadele Anı Evi (Yeşil Konak) ve Atatürk, Redif ve Etnografya Müzesi. Etnografya Müzesinde girişin hemen solundaki odada, Haziran 1921’de şehit düşen diğer kahramanlarla birlikte onun da ismi ve hatırası onurla sergilenmektedir.
Onun o siyah kalpağı ve kararlı bakışları altında bu toprakları nasıl savunduğunu düşündükçe, Cumhuriyet ruhunu çok daha derinden hissediyoruz.
İpsiz Recep:
Milli Mücadele’nin o fırtınalı günlerinde Karadeniz’in hırçın dalgalarını arkasına alıp Kocaeli ve Sakarya sahillerine bir kalkan olan, “devleşen” bir ismi tanımaya hazır mısınız? Karşınızda, vatan sevdasıyla “milis binbaşı” rütbesine kadar yükselen o yiğit: İpsiz Recep.
Gözünüzün önüne Karadenizli, denizden gelen, rüzgarı teninde taşıyan bir kahraman getirin. İpsiz Recep, Sakarya ve Kocaeli hattında işgalcilere karşı hem denizden hem de karadan müdahale eden, direnişin en stratejik isimlerinden biridir. Karadenizli bir denizci olarak başladığı bu kutlu yolculukta, bölgenin işgalden kurtarılması için sergilediği üstün gayretler neticesinde kendisine “milis binbaşı” rütbesi verilmiş ve tarihin onur sayfalarına bu unvanla kaydedilmiştir.
Elimizdeki kaynaklar İpsiz Recep’in kahramanlıklarına, heykellerine ve Milli Mücadele’deki kilit rolüne geniş yer ayırsa da; “İpsiz” lakabının tam olarak hangi olay ya da karakteristik özellikten dolayı kendisine verildiğine dair spesifik bir hikaye anlatmamaktadır. Kaynaklarımız daha çok onun bir “direniş önderi” olarak Kocaeli sancağındaki somut mücadelesine ve halk arasındaki sarsılmaz itibarına odaklanmaktadır. (Kaynak dışı genel tarih anlatılarında ise bu lakabın, onun cesareti ve hiçbir şeye eyvallahı olmayan gözü pekliğiyle ilişkilendirildiği bilinmektedir).
Atatürk, Redif ve Etnografya Müzesinde girişin solundaki o duygu dolu odada, 1921 Haziran’ında şehit düşen kahramanlar arasında onun da ismi ve fotoğrafı gururla sergilenmektedir,.
İpsiz Recep, bu şehrin müzelerinde ve tarih bilincinde, Yahya Kaptan ve Kara Fatma ile birlikte yerel direnişin “üç büyük devinden” biri olarak yaşamaya devam etmektedir,.
İzmit’in işgal yıllarına dair gazete örneklerini, bölgede görev yapmış subayların istiklal madalyası beratlarını ve hatta İzmitli Hasan Tahsin Elbeyoğlu’nun günlüğünden parçaları burada görebilirsiniz.
Hasan Tahsin Elbeyoğlu:
Milli Mücadele yıllarının o zorlu şartlarını yaşayan ve bu süreci kağıda dökerek ölümsüzleştiren bir İzmit evladı olarak geçer.
Günlüklerinden bölümler bugün müzede sergilenmekte, o dönemin İzmit’indeki işgal günlerini, çekilen acıları ve verilen onurlu mücadeleyi bir tanığın gözünden bizlere aktarmaktadır.
Onun yazdığı o satırlar, bugün sadece birer kâğıt parçası değil, bir kentin hafızasıdır. O masanın önünde durduğunuzda, bir yanda savaşın soğuk yüzünü temsil eden mermileri, diğer yanda ise Elbeyoğlu’nun vatan sevgisiyle dolu yüreğinden süzülen o cümleleri görerek duygu dolu bir yolculuğa çıkarsınız.
İzmit’in sadece silahla değil, kalemle de nasıl savunulduğunun en zarif örneklerinden biri olan Hasan Tahsin Elbeyoğlu’nun aziz hatırası, bugün bu müzede sizleri bekliyor.
Müzenin en duygusal parçaları ise ünlü tarihçi Eriş Ülger’in bağışladığı paha biçilemez koleksiyonda gizli. Atatürk’ün Savarona yatında içtiği o son kahve fincanından, Amasya Genelgesi’ni yazdığı gaz lambasına; cebinde taşıdığı köstekli saatten, Latife Hanım’ın elmas küpelerine kadar yüzlerce şahsi eşya burada sergileniyor. Ziyaretçilerin çoğu bu eşyaları gördükten sonra “O’nu gerçekten görmüş gibiyim” diyerek müzeden ayrılıyor.
Eriş Ülger:
Eriş Ülger, sadece bir koleksiyoner değil; aynı zamanda çok yönlü bir entelektüel, ünlü bir tarihçi, yazar ve mimardır. Ancak onu bizim için asıl özel kılan, Atatürk’ün hatırasına olan sarsılmaz bağlılığı ve bu büyük lidere olan ailevi yakınlığıdır.
Gelin, bu bağın derinliğine birlikte bakalım:
Atatürk’ün Manevi Torunu: Eriş Ülger, Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün manevi kızı Sabiha Gökçen’in manevi oğludur. Bu yakınlık sayesinde, Cumhuriyetimizin kurucu kadrolarının en mahrem anılarına ve eşyalarına tanıklık etme şansına sahip olmuştur.
Bugün bu müzede hayranlıkla baktığımız o meşhur koleksiyon, kendisine iki çok önemli isimden miras kalmıştır: Manevi annesi Sabiha Gökçen ve Atatürk’ün sadık yaveri Salih Bozok’un oğlu Cemil Salih Bozok. Ülger, bu iki devasa arşivi birleştirerek dünyanın en kapsamlı Atatürk arşivlerinden birini oluşturmuştur.
Kendisi hayatını Atatürk’ü, onun ilke ve devrimlerini özellikle Türk gençliğine anlatmaya adamıştır. Bu tutkusunu kaleme dökmüş ve Atatürk hakkında tam 38 kitap yayımlamıştır.
Eriş Ülger aslında İsviçre’de yaşamaktadır ancak kalbi her zaman bu topraklarda atar. İzmit Belediye Başkanı Fatma Kaplan Hürriyet ile kurduğu iş birliği sayesinde, normalde nakliyesi ve sigortalanması oldukça güç ve maliyetli olan bu manevi hazineyi İzmit halkıyla buluşturmuştur.
Misafirlerim, şu an etrafınızda gördüğünüz Atatürk’ün son içtiği kahve fincanından, Amasya Genelgesi’ni yazdığı gaz lambasına kadar her bir parça, Eriş Ülger’in titizlikle koruduğu bu “manevi hazine”nin bir parçasıdır. Onun sayesinde bizler bugün burada sadece objeleri değil, adeta yaşayan bir tarihi görüyoruz.
Rehberiniz olarak şunu söyleyebilirim ki; Eriş Ülger olmasaydı, bu müzedeki o “Atatürk’ü gerçekten görmüş gibiyim” dedirten duygu eksik kalırdı.
Turumuzu bitirmeden önce, müzedeki sinevizyon odasına uğramayı sakın unutmayın; burada kentin kurtuluş öyküsünü sinematik bir dille izleyerek o ruhu tam manasıyla iliklerinize kadar hissedebilirsiniz.
Bu ev, sadece bir sergi alanı değil; Kocaeli’nin bir sanayi kenti olmasının ötesinde, ne kadar derin bir tarihi bilince sahip olduğunun da bir kanıtıdır. Haftanın her günü ücretsiz olarak ziyaret edebileceğiniz bu anı evi, sizleri bekliyor.
Gözlerinizdeki o cumhuriyet ışığının hiç sönmemesi dileğiyle!

