TravelİzmitKocaeliTürkiye

Kasr-i Humayun (Imperial Palace)

Makale Okuma Süresi

2328
Kelime Sayısı
8 min
Okuma Süresi

27 January 2026 tarihinde Özgür Gülün tarafından güncellendi.

Hoş geldiniz kıymetli misafirler, bugün sizlerle İzmit’in kalbinde, tarihin hem imparatorluk ihtişamına hem de Cumhuriyet’in doğum sancılarına tanıklık etmiş çok özel bir yapının, Kasr-ı Hümayun’un gölgesinde bir zaman yolculuğuna çıkacağız. Hazırsanız, bu zarif mermer sarayın kapılarını aralayalım.

Tarih sayfalarına ve elimizdeki kaynaklara göz attığımızda, Kasr-ı Hümayun tam olarak “Padişaha ait saray” anlamına geliyor. Bir başka deyişle, bu zarif yapı “Padişahın evi veya sarayı” olarak isimlendirilmiştir.

Bu isim rastgele seçilmemiştir; zira burası Osmanlı döneminde padişahların avlanmak, dinlenmek ya da seyahatleri sırasında konaklamak için kullandıkları özel bir mekândır. Bu sebeple yapı, devletin en üst makamına, yani hümayuna ait olduğunu ismiyle de her daim hissettirmiştir. İsmi bile o dönemin ihtişamını ve yapının asaletini yansıtmaktadır.

İmparatorluk Mirası: Kasr-ı Hümayun’un Tarihi ve Mimari İhtişamı

Hikâyemiz aslında çok eskilere, 17. yüzyıla kadar uzanıyor. Bu alandaki ilk köşk, Sultan IV. Murat döneminde avlanma ve dinlenme amacıyla ahşap olarak inşa edilmişti. Ancak doğanın ve talihsizliklerin etkisiyle bu ahşap yapı, yangın ve depremlerle zaman içinde yok oldu.

Bugün karşımızda tüm zarafetiyle duran bu taş saray ise, 19. yüzyılda, Sultan Abdülaziz döneminde (1861-1876) yeniden hayat buldu. Mimarı, İstanbul’daki o muazzam yapıların altında imzası olan ünlü Balyan ailesinden Garabet Amira Balyan’dır. Buranın en önemli özelliği: Kasr-ı Hümayun, Osmanlı hanedanının İstanbul dışında inşa ettirdiği tek saraydır.

Tarihin tozlu sayfalarından süzülüp gelen o muazzam mermer işçiliğinin ve zarafetin mimarı Garabet Amira Balyan’dan bahsetmek, aslında Osmanlı’nın son dönemindeki o büyük dönüşümü anlatmak demektir.

Eldeki kaynaklarımız bize gösteriyor ki Garabet Amira Balyan (1800-1866), 19. yüzyıl Osmanlı mimarisinin en parlak dönemlerine damgasını vurmuş, özellikle İstanbul’un o meşhur siluetini şekillendiren Balyan ailesinin en önemli üyelerinden biridir

Gelin, onun dehasını yansıtan eserlere kaynaklarımızın ışığında bakalım:

  • Kasr-ı Hümayun (İzmit Sarayı / Av Köşkü): Bugün içinde bulunduğumuz bu zarif yapı, Garabet Amira Balyan’ın İstanbul dışındaki en özel imzasıdır. Sultan Abdülaziz döneminde inşa edilen bu saray, Balyan’ın Batı ve Doğu sanatını nasıl harmanladığının en canlı kanıtıdır.
  • Dolmabahçe Sarayı: Kasr-ı Hümayun’un mimari dili ve mermer işçiliği bakımından aslında Dolmabahçe Sarayı’nın küçük bir örneği veya minyatürüdür. Garabet Balyan, İstanbul’daki bu anıtsal yapının da ana mimarlarından biri olarak kabul edilir.
  • İstanbul’un Görkemli Kamu Yapıları: Kaynaklara göre Balyan ailesi, 19. yüzyılda İstanbul’daki neredeyse tüm büyük ve anıtsal yapıların sorumluluğunu üstlenmişti. Garabet Amira Balyan da bu imparatorluk mimarları geleneğinin baş aktörlerinden biri olarak şehri Neo-Klasik ve Barok üslupla tanıştıran isimdi.

Garabet Amira Balyan’ın, oğlu Nigogos Balyan ile birlikte çalıştığı veya bizzat tasarladığı diğer dünyaca ünlü eserler arasında şunlar da sayılabilir:

  • Ortaköy Camii (Büyük Mecidiye Camii): Boğaz’ın o en zarif mücevheri, onun ve oğlunun ortak dehasıdır.
  • Çırağan Sarayı: İlk inşasında onun da büyük emeği vardır.
  • Kuleli Askeri Lisesi: Boğaz’daki o heybetli duruşta Balyanların imzası hissedilir.
  • Bezm-i Âlem Valide Sultan Camii (Dolmabahçe Camii): Sarayın hemen yanındaki o zarif cami de yine onun eseridir.

Sevgili misafirler, Garabet Balyan sadece taşları üst üste koyan bir mimar değil; Osmanlı’nın geleneksel spatial (mekânsal) kurgusunu, Paris ve Viyana gibi Avrupa başkentlerinin görkemiyle buluşturan bir vizyonerdir. Kasr-ı Hümayun’un tavanlarındaki o ince detaylara bakarken, aslında bir imparatorluğun modernleşme hikâyesini de izlediğinizi unutmayın.

Kasr-ı Hümayün’ün Mimari Özellikleri

Mimari özelliklerine baktığımızda, saray adeta “küçük bir Dolmabahçe Sarayı” gibidir.

  • Dış Cephe: Neo-Klasik ve Avrupa-Barok stilinin harmanlandığı, cephesi tamamen mermer kaplı, iki katlı görkemli bir yapıdır.
  • Tavan Süslemeleri: İçeri girdiğinizde başınızı yukarı kaldırmadan edemezsiniz. Fransız ressam Sason tarafından yapılan tavan resimlerinde; gücü simgeleyen savaş aletleri (mızrak, kılıç, balta), dengeyi temsil eden terazi ve Sultan Abdülaziz’in tuğrası bir arada işlenmiştir.
  • İç Mekân: Zemin kat mermer döşeliyken, üst katlarda “antrolak” tarzı denilen çok özel ahşap parke işçiliği dikkat çeker. Saray; Atatürk Odası, Kabul Salonu, Sedefli Oda ve padişahın rahatı için tasarlanmış muazzam bir Hünkâr Hamamı bölümlerinden oluşur.

Saray, Cumhuriyet’in ilanından sonra 1967 yılına kadar Valilik Konağı ve Ziraat Odası olarak kullanılmış, 1999 depreminde ağır hasar görmesinin ardından titiz bir restorasyonla 2007 yılında bir “Saray-Müze” olarak kapılarını tüm dünyaya açmıştır.

Cumhuriyet’in İzmit’teki Müjdesi: Tarihi Basın Toplantısı

Şimdi takvimlerimizi biraz ileriye, 16 Ocak 1923 gecesine saralım. Kurtuluş Savaşı askeri zaferle bitmiş ama yeni devletin nasıl şekilleneceği henüz tüm dünyada bir merak konusudur. İşte tam o gece, Gazi Mustafa Kemal Paşa, Kasr-ı Hümayun’un alt katındaki salonda tarihi bir buluşma gerçekleştirir.

Bu toplantının önemi, Atatürk’ün ilk ve tek resmi basın toplantısı olmasıdır. İstanbul’dan trenle gelen en etkili 9 gazete yazarını karşısına alan Paşa, tam 5,5 saat boyunca sabahın 03.00’üne kadar süren bir maraton başlatır.

Bu buluşmanın tarihi önemi şu kritik noktalarda gizlidir:

  1. Cumhuriyet’in İlanı: Mustafa Kemal, henüz Cumhuriyet ilan edilmeden aylar önce, yeni devletin rejiminin “Cumhuriyet” olacağını ilk kez bu masada açıkça telaffuz etmiştir.
  2. Devrimlerin Yol Haritası: Hilafetin kaldırılacağı, başkentin Ankara olarak kalacağı (İstanbul olmayacağı), kadınlara seçme ve seçilme hakkının verilmesi gerektiği gibi devrim niteliğindeki adımların ipuçlarını ilk kez burada vermiştir.

Masanın bir ucundan öyle bir soru geldi ki, Gazi Mustafa Kemal Paşa yıllar sonra bu sorudan ve verdiği cevaptan duyduğu memnuniyetsizliği bizzat itiraf edecekti.

Olayın kahramanı, masadaki tek yerel ses olan İleri gazetesinin İzmit muhabiri Kılıçzade Hakkı Bey idi. Gecenin ilerleyen saatlerinde Hakkı Bey, Paşa’ya o meşhur soruyu yöneltti: “Paşa Hazretleri, yeni hükûmetin dini olacak mı?”.

Bu diyaloğun perde arkası ve Atatürk’ün neden memnun kalmadığı ise şöyle gelişti:

  • Paşa’nın İlk Cevabı: Mustafa Kemal, o anki hassas dengeleri gözeterek, “Vardır efendim, fakat İslam dini hürriyet-i efkâra (fikir özgürlüğüne) mani değildir” diyerek cevap verdi.
  • Hakkı Bey’in Israrı: Hakkı Bey ikna olmamıştı ve sorusunu, “Yani hükûmet bir din ile tedeyyün edecek mi (bir dine bağlanacak mı)?” şeklinde yineledi. Paşa bu kez, “Edecek mi etmeyecek mi bilmem. Bugün mevcut olan kanunlarda aksi bir şey yok” diyerek meseleyi kapatmaya çalıştı.
  • Asıl Memnuniyetsizliğin Sebebi: Atatürk, tam 4 yıl sonra TBMM’de okuduğu Nutuk’ta bu anı anlatırken büyük bir samimiyetle içini döker. Aslında o gece vermek istediği gerçek cevap, “Hükûmetin dini olamaz!” cümlesidir.
  • Zamanlama Meselesi: Ancak o günün şartlarında, henüz Cumhuriyet ilan edilmemişken ve Lozan görüşmeleri sürerken, bu kadar keskin bir cevabın ağzından çıkmasını henüz istemediğini ifade eder. Bu yüzden, gönlünden geçen gerçeği söyleyemeyip şartlara göre cevap vermek zorunda kaldığı için bu sorudan ve kendi yanıtından memnun kalmamıştır.

İşte dostlar, o gece bu mermer salonun duvarları, sadece bir devletin kuruluşuna değil, bir liderin stratejik dehası ile kendi içindeki o büyük dürüstlük çatışmasına da tanıklık etmişti. Bugün müzedeki o masaya baktığınızda, sadece sorulan soruları değil, Paşa’nın o an içinde kopan zamanlama fırtınalarını da hissedebilirsiniz.

  1. Halk Fırkası: Paşa, Milli Mücadele’yi yürüten kadronun artık bir siyasi partiye (Halk Fırkası) dönüşmesi gerektiğini gazetecilerle burada tartışmıştır.
  2. Ekonomi Mesajı: Yeni Türkiye’nin bir “iktisat devleti” olacağını ve temellerin süngüyle değil, ekonomik bağımsızlıkla kurulacağını dünyaya buradan ilan etmiştir.

İşte bu yüzden 16 Ocak, Kocaeli’de ve tüm Türkiye’de her yıl “Basın Onur Günü” olarak gururla kutlanmaktadır.

Kıymetli dostlar, bugün Kasr-ı Hümayun’u ziyaret ettiğinizde Atatürk Odası’ndaki o temsilî toplantı masasına bakarken, o gece burada sadece birer soru-cevap yapılmadığını, aslında modern Türkiye Cumhuriyeti’nin ruhunun bu odada şekillendiğini bir kez daha hatırlayın.

Dışarıda soğuk bir İzmit gecesi, içeride ise genç Türkiye’nin kaderini yazacak olan o dev masanın etrafında toplanmış, İstanbul’un en keskin dokuz kalemi…

Gazi Mustafa Kemal Paşa, bu tarihi basın toplantısında devrimlerinin ilk işaretlerini verirken karşısında sadece gazeteciler değil, aslında bir kamuoyu gücü vardı. Gelin, kaynaklarımızın ışığında o gece bu masada yer alan ve tarihe tanıklık eden bu dokuz ismi ve temsil ettikleri meşhur gazeteleri tek tek tanıyalım:

  • Ahmet Emin Yalman: İstanbul basınından gelen Vakit gazetesinin başyazarıdır.
  • Velid Ebüzziya: Tevhid-i Efkâr gazetesinin başyazarı olarak masadaki yerini almıştır.
  • Suphi Nuri İleri: İleri gazetesinin başyazarıdır.
  • Yakup Kadri Karaosmanoğlu: Edebiyat dünyasından da tanıdığımız, İkdam gazetesi yazarıdır.
  • Falih Rıfkı Atay: Akşam gazetesi adına orada bulunan, Cumhuriyet döneminin en önemli kalemlerinden biridir.
  • İsmail Müştak Mayakon: Tanin gazetesi yazarı olarak toplantıya katılmıştır.
  • Yunus Nadi Abalıoğlu: Yenigün gazetesinin başyazarıdır.
  • Kılıçzade Hakkı Bey (İsmail Hakkı Kılıçoğlu): Bu ekibin içindeki tek yerel ses; İleri gazetesinin İzmit muhabiridir.
  • Halide Edip Adıvar: Hem bir mücadele insanı hem de dönemin önemli bir “gazeteci-yazarı” olarak bu tarihi heyetin içinde yer almıştır.

Bu değerli isimlerin yanı sıra, masada Ankara Hükümeti’nin İstanbul temsilcisi Dr. Adnan Adıvar, Kızılay Başkanı Hamit Bey ve Paşa’nın her cümlesini tarihe not düşen meclisin dört mahir stenografı da bulunuyordu. (Dr. Adnan Adıvar, edebiyatımızın ve Milli Mücadele’nin dev ismi Halide Edip Adıvar’ın eşidir.)

İşte bu heyet, tam 5,5 saat süren ve sabaha karşı 03.00’te biten o maratonda, Türkiye Cumhuriyeti’nin temellerinin nasıl atılacağını bizzat Mustafa Kemal’in ağzından dinlediler.

Kasr-ı Hümayun’un o dumanlı, heyecan dolu salonunda saatler gece yarısını çoktan geçmişti. 16 Ocak’ı 17 Ocak’a bağlayan o uzun gecede, Gazi Mustafa Kemal Paşa sadece bir lider değil, aynı zamanda geleceği ilmek ilmek işleyen bir mimar gibiydi.

Şimdi, en merak edilen noktalardan birine, o tarihi masada “Kürt sorunu” üzerine neler konuşulduğuna gelelim. Kaynaklarımıza dayanarak o anın fotoğrafını şu şekilde çekebiliriz:

  • Uzun ve Detaylı Bir Anlatım: Gazi Mustafa Kemal Paşa, bu tarihi basın toplantısında Kürt sorunu gibi son derece hassas ve stratejik bir meseleyi geçiştirmemiş; aksine gazetecilere bu konuda uzun uzadıya açıklamalarda bulunmuştur.
  • Geleceğe Dair İşaretler: Paşa, yeni kurulacak devletin sosyal ve siyasal dokusu içinde bu meselenin nasıl bir yer tutacağına dair önemli işaretler vermiştir. Bu işaretler, o dönemde henüz ilan edilmemiş olan Cumhuriyet rejiminin kapsayıcı ve birleştirici vizyonunun ipuçlarını taşımaktaydı.
  • Kamuoyunu Aydınlatma Çabası: Toplantının temel amaçlarından biri, özellikle İstanbul basınında ve kamuoyunda bu konularda oluşan kafa karışıklığını gidermek ve “Bundan sonra ne olacak?” sorusuna net bir cevap vermektir. Mustafa Kemal, bu meseleyi Türkiye’nin toprak bütünlüğü ve Lozan’da devam eden çetin müzakereler ışığında, aydınlatıcı bir perspektifle masaya yatırmıştır.
  • Açık ve Samimi Bir Diyalog: Gazeteciler, bu konuda da tıpkı diğer meselelerde olduğu gibi sorularını özgürce sormuş, Paşa da fikirlerini samimi ve açık bir dille ifade etmiştir.

Değerli misafirler, her ne kadar elimizdeki kaynaklarda, din ve vicdan hürriyeti konusunda olduğu gibi kelimesi kelimesine bir diyalog dökümü Kürt sorunu için bu kesitlerde yer almasa da, Mustafa Kemal’in bu konuyu yeni devletin inşasındaki temel taşlardan biri olarak gördüğünü ve gazetecileri bu konuda ikna edecek kadar kapsamlı bir vizyon sunduğunu biliyoruz.

O gece bu sarayın duvarları, Türkiye Cumhuriyeti’nin sadece sınırlarını değil, toplumsal barışının ve birliğinin de ilk ciddi projeksiyonlarını dinlemişti

Kasr-i Humayun (Imperial Palace)

1 / 5

Kasr-ı Hümayun'da gerçekleştirilen tarihi basın toplantısının anısına, her yıl 16 Ocak günü ne olarak kutlanmaktadır?

2 / 5

16 Ocak 1923 gecesi Kasr-ı Hümayun’da düzenlenen ve 5,5 saat süren tarihi toplantının önemi nedir?

3 / 5

19. yüzyılda Sultan Abdülaziz döneminde inşa edilen bugünkü taş sarayın mimarı kimdir?

4 / 5

"Kasr-ı Hümayun" isminin kelime anlamı aşağıdakilerden hangisidir?

5 / 5

Kasr-ı Hümayun’un mimari açıdan en belirgin ve onu diğer Osmanlı saraylarından ayıran temel özelliği nedir?

Your score is

The average score is 0%

0%

If you liked it, share it!

Shares

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *