AnkaraÇankayaTravelTürkiye

Anıtkabir

Makale Okuma Süresi

2844
Kelime Sayısı
9 min
Okuma Süresi

20 February 2026 tarihinde Özgür Gülün tarafından güncellendi.

Hoş geldiniz değerli misafirler; bugün sizleri Cumhuriyetimizin kalbine, Ankara’nın en yüksek ve en anlamlı noktalarından biri olan Rasattepe’ye, yani Anıtkabir’e götüreceğim. Burası sadece taştan ve mermerden ibaret bir yapı değil, bir milletin bağımsızlık aşkının ve kurucusuna duyduğu sonsuz saygının en somut nişanesidir.

Hikayemiz, Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün 10 Kasım 1938’de ebediyete intikal etmesiyle başlıyor. Naaşının geçici olarak Etnografya Müzesi’nde muhafaza edilmesine karar verilirken, bir yandan da ona layık bir anıt mezar için yer arayışları başlar. Çankaya ve Ankara Kalesi gibi alternatifler arasından, o zamanki adıyla Rasattepe olan bu hakim tepe seçilir; çünkü burası şehrin her yerinden görülebilecek merkezi bir konumdadır. 1941 yılında açılan uluslararası tasarım yarışmasına dünyanın dört bir yanından projeler yağar; hatta Mussolini İtalyası bu süreci siyasi bir propaganda ve ekonomik fırsat olarak görerek mimarları aracılığıyla yakından takip eder.

Mussolini İtalyası’nın bu projeye gösterdiği yoğun ilginin arkasında, aslında tek bir sebep değil; siyasi, ekonomik ve kültürel bir “fırsatlar zinciri” yatıyordu.

Gelin, bu ilginin perde arkasındaki temel nedenlere birlikte bakalım:

  • Ekonomik ve Ticari Beklentiler: İtalyan hükümeti, bu devasa yapının inşasını kendi ekonomisi için büyük bir ihracat kapısı olarak görmüştü. Özellikle İtalyan mermerlerinin, inşaat malzemelerinin ve uzman iş gücünün bu projede kullanılması adına Türk makamları nezdinde yoğun lobi faaliyetleri yürüttüler. Hatta dönemin İtalyan bakanlarından Giuseppe Bottai, bu durumu “doğmakta olan Ankara şehrine İtalyan mallarını ve sanatçılarını nüfuz ettirmek” olarak açıkça ifade etmişti.
  • Siyasi ve Kültürel Propaganda: Faşist rejim için Anıtkabir yarışması, modern İtalyan mimarisinin “üstünlüğünü” dünyaya kanıtlamak için eşsiz bir sahneydi. İtalyan mimarların bu uluslararası yarışmada derece alması, Mussolini’nin “yeni Roma” vizyonunu ve anıtsal mimari anlayışını hem iç hem de dış kamuoyuna bir başarı öyküsü olarak sunmak için kullanıldı.
  • Diplomatik Strateji ve Savaş Koşulları: II. Dünya Savaşı’nın en sıcak günlerinde, İtalya bu yarışmayı tarafsız bir politika izleyen Türkiye’yi Mihver Devletleri’nin yanına çekmek veya en azından İtalyan nüfuzunu Ankara’da hissettirmek için diplomatik bir araç olarak kullanmaya çalıştı. Yarışma süreci, İtalyan Dışişleri Bakanlığı ve Ankara’daki elçilikleri tarafından “çok acil” kodlu raporlarla en üst düzeyde takip edildi.
  • Kültürel Hegemonya Kurma Arzusu: İtalya, bu anıt mezar aracılığıyla Türkiye üzerinde kültürel bir hegemonya kurmayı ve kendi mimari üslubunu “evrensel bir dil” olarak kabul ettirmeyi hedefliyordu. Bu yüzden, Arnaldo Foschini gibi rejimle yakın ilişkisi olan mimarların projelerine en üst düzeyde siyasi destek verdiler.

Kısacası değerli misafirler, o dönemde Mussolini için Anıtkabir, sadece bir liderin ebedi istirahatgâhı değil; İtalya’nın sanatını, ticaretini ve siyasi gücünü Anadolu’nun kalbine mühürlemek için kaçırılmayacak bir fırsattı.

Ancak sonunda, yerli mimarlarımız Emin Onat ve Orhan Arda’nın projesi, bazı tadilatlarla birlikte uygulanmak üzere seçilir.

Anıtkabir’in o devasa sütunlarının ve mermerlerinin ardında tam dokuz yıl süren, dört ayrı perdeden oluşan muazzam bir inşaat hikayesi yatar. Gelin, 1944’ten 1953’e uzanan bu sabır dolu süreci aşama aşama birlikte inceleyelim.

Hikayemizin birinci aşaması, 9 Ekim 1944’te o tarihi ilk kazmanın vurulmasıyla başlar; 1945 yılına kadar süren bu dönemde temel toprak kazısı yapılır ve bugün üzerinde yürüdüğümüz Aslanlı Yol’un o sağlam duruşunu sağlayan istinat duvarı inşa edilir.

İkinci aşamaya geldiğimizde, 1945 ile 1950 yılları arasında hummalı bir çalışma bizi karşılar. Bu beş yıllık süreçte mozole binası ve tören meydanını çevreleyen yapılar yükselir; ancak zemin yapısı nedeniyle mozolenin temelinde bazı zorluklarla karşılaşılınca, her türlü sarsıntıya dayanıklı 11 metre yüksekliğinde özel bir beton temel sistemi kurulması gibi önemli teknik revizyonlar yapılır.

Üçüncü aşama, yapının artık karakterini kazandığı dönemdir. Bu safhada mozoleye çıkan yollar, Aslanlı Yol ve tören meydanı şekillenir; mozolenin üst kat taş kaplamaları bitirilir, o görkemli merdivenler ve sembolik lahit taşı yerleştirilirken bir yandan da elektrik, tesisat ve ısıtma sistemleri yapıya dahil edilir.

Nihayet 1 Eylül 1953’te tamamlanan dördüncü ve son aşamada ise artık ince işçiliğe geçilir. Şeref Holü’nün o büyüleyici yer döşemeleri, yan taraflardaki tonozlar, taş profiller ve o zarif saçak süslemeleri nakış gibi işlenerek bu anıtsal eser bugünkü ihtişamlı haline kavuşturulur.

Gelin şimdi Anıtkabir’in kapısından birlikte girelim. Sizi ilk karşılayan o ihtişamlı Aslanlı Yol olacak. Bu 262 metre uzunluğundaki yolda yürürken, ayaklarınızın altındaki taşların arasına bilerek 5 santimetrelik boşluklar bırakılmıştır. Neden mi? Ziyaretçiler yere bakarak, başlarını saygıyla eğerek Atatürk’ün huzuruna çıksınlar diye. Yolun iki yanındaki 24 aslan heykeli, 24 Oğuz boyunu simgeler; aslanların oturur pozisyonda olması ise gücün yanında barışı temsil eder.

Yolun sonunda karşınıza çıkan Tören Meydanı, 15 bin kişiyi ağırlayacak kadar geniştir ve zeminindeki renkli travertenler tıpkı bir Anadolu kilimi gibi nakış nakış işlenmiştir. Mimariye dikkatle bakarsanız, II. Ulusal Mimarlık Akımı’nın o anıtsal ve sade tarzını hissedersiniz. Yapıda kullanılan taşlar rastgele seçilmemiştir; Anadolu’nun her köşesinden getirilmiştir. Örneğin dış cephedeki o sıcak sarı tonları, Safranbolu yakınlarındaki Eskipazar’ın meşhur travertenlerinden gelmektedir.

Anıtkabir’in ruhu olan Şeref Holü’ne girdiğinizde ise devasa bir sütun dizisi ve tavanlardaki Selçuklu-Osmanlı motifli altın yaldızlı mozaikler sizi büyüleyecek. Tam karşınızda duran 40 tonluk yekpare mermer lahit semboliktir. Atatürk’ün naaşı, bu taşın tam altında, alt kattaki sekizgen planlı Selçuklu ve Osmanlı mimarisiyle inşa edilmiş özel bir mezar odasında, vatanın her bir ilinden getirilen toprakların bağrında huzur içinde uyumaktadır.

Anıtkabir’in o vakur havasını solumaya devam ederken, şimdi de Ata’mızın hatıralarıyla dolu olan Atatürk ve Kurtuluş Savaşı Müzesi’ne doğru ilerleyelim. Burası, bir liderin sadece askeri ve siyasi dehasını değil, aynı zamanda kişisel zevklerini, entelektüel derinliğini ve bir milletin küllerinden doğuş hikayesini fısıldayan bir hazine odası gibidir.

Anıtkabir’in o kendine has ihtişamı belirlenirken, tasarımın hangi yapılara benzetildiği veya nelerden ilham alındığı konusu, tarihin tozlu sayfalarında çok ilginç tartışmaları beraberinde getirmiştir.

Henüz proje aşamasındayken, bu ulu yapının sadece Atatürk için bir mozole mi olacağı, yoksa tüm büyük devlet adamlarının toplandığı bir “Pantheon” mu olacağı sorusu zihinleri epey meşgul etmiştir. İnşa edilen mevcut proje hakkında o dönem yapılan en güçlü benzetmelerden biri, büyük ustamız Mimar Sinan’ın eserlerine olan yakınlığıdır; hatta dönemin basını Türk çocuklarının Rasattepe’de “Sinanvari” bir abide yükselteceğine dair büyük bir inanç taşıyordu. Bununla birlikte, mozolenin o mağrur sütunları ve anıtsal duruşu, bazı gözlemciler tarafından Atina Akropolü’ne de benzetilmiştir.

Yarışma dönemindeki diğer iddialı tasarımlara göz attığımızda ise daha farklı benzerlikler karşımıza çıkar. Örneğin, ödül alan Alman mimar Johannes Krüger’in projesi, o dönem Alman milliyetçiliğinin simgelerinden biri olan ve Ortaçağ kalelerini andıran Tannenberg Anıtı’na (Tannenberg Memorial) oldukça benzetilmiş; hatta bu tasarımda Rumeli Hisarı’nın esintileri de bulunmuştur. İtalyan Arnaldo Foschini’nin projesi ise doğrudan Antik Roma’nın o görkemli zafer taklarını ve anıtsal mimari dilini referans alıyordu.

Sonuç olarak Anıtkabir; Hitit, Antik Yunan, Selçuklu ve Osmanlı gibi bu topraklardan gelip geçmiş pek çok medeniyetin mimari ruhundan izler taşıyan, ancak hepsini modern bir potada eriterek özgünleşmiş eşsiz bir eserdir.

Müze dört ana bölümden oluşuyor ve her adımda Atatürk’ün yaşamına daha yakından tanıklık ediyorsunuz:

  • Kişisel Eşyalar ve Giysiler: Müzenin ilk bölümünde, Ata’mızın günlük hayatta kullandığı özel eşyaları sizi karşılar. Burada onun zarif zevkini yansıtan sivil kıyafetlerini, vakur duruşunun simgesi olan askeri üniformalarını ve gardırobundan seçkin örnekleri görebilirsiniz. Ayrıca kendisine yabancı devlet adamları tarafından sunulan kıymetli hediyeler ile manevi evlatları tarafından bağışlanan özel eşyalar da bu koleksiyonun bir parçasıdır.
  • Madalyalar ve Nişanlar: Onun cephelerdeki kahramanlıklarının ve devlet adamı olarak kazandığı saygınlığın nişanesi olan madalyaları ve dekorasyonları da bu bölümde gururla sergilenmektedir.
  • Entelektüel Miras: Kitaplar: Belki de müzenin en etkileyici noktalarından biri, Atatürk’ün okuduğu 3 bin 123 adet kitabın sergilendiği bölümdür. Bu kitapların kenarlarına aldığı notlar, onun fikir dünyasının nasıl şekillendiğini bize bizzat kendi kalemiyle anlatır.
  • Milli Mücadele Panoramaları: Müzenin galerilerinde Çanakkale, Sakarya ve Büyük Taarruz gibi tarihimizin dönüm noktalarını anlatan devasa panoramalar ve galeriler yer alır. Bu bölümde ayrıca Kurtuluş Savaşı dönemine ait tarihi belgeler ve fotoğraflar, o günlerin ruhunu iliklerinize kadar hissettirir.
  • Tarihi Araçlar: Müze kompleksinin bir parçası olarak, Atatürk’ün 1936-1938 yılları arasında kullandığı 1936 model Cadillac Series 80 marka otomobilini görebilirsiniz. Ayrıca, naaşını Dolmabahçe Sarayı’ndan alıp Sarayburnu’na taşıyan o hüzünlü top arabası da Zafer Kulesi içinde sizleri beklemektedir.

Kısacası bu müze, sadece nesnelerin sergilendiği bir yer değil; Ata’mızın çalışma masasından cephedeki haritasına, el yazısı notlarından giydiği son cekete kadar her ayrıntıyla onunla yeniden buluştuğumuz manevi bir duraktır.

Şimdi başınızı kaldırıp bu devasa meydanı çevreleyen o vakur kulelere bir bakın. Anıtkabir’de simetrik bir düzende yerleştirilmiş tam on adet kule bulunur. Bu kulelerin her biri, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşuna ruh veren birer idealin, birer temel taşın sembolüdür.

Mimari bir bütünlük içinde hepsi kareye yakın dikdörtgen planlı, üzerleri piramit çatılarla örtülü ve en tepelerinde geleneksel Türk göçebe çadırlarını andıran bronz mızrak uçları taşırlar. İçlerine girdiğinizde tavanlarda geleneksel Türk kilim desenlerini görürsünüz ve duvarlarda o kulenin ismine uygun, Atatürk’ün veciz sözleri sizi selamlar.

Gelin, bu on kuleden öne çıkan sekizinin hikayesine birlikte bakalım:

  • İstiklal (Bağımsızlık) Kulesi: Aslanlı Yol’un girişindeki bu kulede, elinde kılıç tutan bir genç ve yanındaki kaya üzerine tünemiş bir kartal kabartması göreceksiniz. Kartal gücü ve bağımsızlığı, genç adam ise istiklalini korumaya yeminli Türk milletini simgeler.
  • Hürriyet (Özgürlük) Kulesi: Hemen karşısındaki bu kulede ise şaha kalkmış bir at ve elinde “Hürriyet Beyannamesi” tutan bir melek figürü vardır. At özgürlüğü, melek ise özgürlüğün kutsallığını temsil eder.
  • Mehmetçik Kulesi: Aslanlı Yol’un sonunda sizi karşılayan bu kule, cepheye giden kahraman Mehmetçik ile onu gururla uğurlayan annesini betimleyen bir kabartmaya sahiptir. Türk milletinin fedakarlığının bir nişanesidir.
  • Zafer Kulesi: Duvarlarında milletin en büyük zaferlerinin tarihleri kazılıdır. İçinde ise Ata’mızın naaşını taşıyan o tarihi top arabası sergilenir.
  • Barış Kulesi: Atatürk’ün “Yurtta sulh, cihanda sulh” ilkesini yaşatır. Kabartmasında, kılıcını uzatarak köylüleri koruyan bir asker figürü vardır; bu, Türk ordusunun barışın en güçlü teminatı olduğunu anlatır.
  • 23 Nisan Kulesi: Meclisimizin açılışını simgeler; kabartmasındaki kadının elindeki anahtar, meclisin açılışını temsil eder. Ata’mızın 1936 model Cadillac otomobili de burada sizi bekler.
  • Misak-ı Millî Kulesi: Müze girişinde yer alan bu kulede, bir kılıç kabzası üzerinde birleşen dört el görürsünüz. Bu, vatanı kurtarmak için edilen o büyük “Milli Yemin”i ve sarsılmaz birliği simgeler.
  • İnkılap (Devrimler) Kulesi: Müzenin devamı olan bu kulede, sönmekte olan bir meşale Osmanlı’nın çöküşünü, parlayan yeni bir meşale ise Cumhuriyet’in devrimlerle yükselişini fısıldar. Burada Ata’mızın özel kıyafetleri sergilenir.

Bu on kule, sadece taş yapılar değil, her biri Cumhuriyet’in hangi değerler üzerine yükseldiğini bizlere her an hatırlatan sessiz ama çok güçlü tanıklardır.

Şimdi rotamızı Anıtkabir’in Çankaya kapısı girişine çevirelim; orada gökyüzüne uzanan o vakur bayrak direğinin ardında, kıtalararası bir vefa ve vatan hasreti hikayesi saklıdır.

Bu 33 metre 53 santimetre uzunluğundaki direk, 1946 yılında Amerika Birleşik Devletleri’nde yaşayan Nazmi Cemal isimli bir Türk vatandaşı tarafından hediye edilmiştir. Nazmi Cemal, Atatürk’e duyduğu derin sevgi ve saygıyla, kendi imalathanesinde usta mühendislerine bu direği özel bir surette yaptırmıştır. Vatanına bir hizmet borcu olarak gördüğü bu hediyeyi, hiçbir karşılık beklemeden, tüm nakliye ve sigorta masraflarını bizzat üstlenerek okyanus ötesinden göndermiştir.

Hatta o dönem yazdığı duygulu mektuplarında, bu sancak direğinin teknik özellikleriyle Avrupa’da dahi bir eşinin bulunmadığını ve Büyük Ata’nın dünyadaki ulu şöhretine layık bir tarzda imal edildiğini gururla anlatmıştır. Ancak aradan geçen uzun yıllar ve Ankara’nın sert rüzgarları direği yormuş; ODTÜ tarafından hazırlanan raporla direğin meteorolojik nedenlerle yıprandığı tespit edilmiştir. Bu kıymetli hatırayı yaşatmak adına, orijinal direk 2013 yılında düzenlenen bir törenle, aslına uygun olarak hazırlanan yenisiyle değiştirilmiştir.

Anıtkabir’in o geniş Tören Meydanı’nın vakur atmosferini solurken, şimdi bakışlarımızı mozolenin biraz uzağına, bu tarihi kompleksin anlamlı bir diğer noktasına çevirelim. Burada, Cumhuriyetimizin ikinci Cumhurbaşkanı ve Atatürk’ün en yakın silah arkadaşı İsmet İnönü’nün ebedi istirahatgâhı bulunmaktadır.

İsmet İnönü, 1973 yılında hayata gözlerini yumduğunda, bu anıtsal yapı içindeki yerini almıştır. Kabri, Anıtkabir’in ana bölümlerinden biri olarak kabul edilir ve ziyaretçilerin saygıyla uğradığı duraklardan biridir.

Aranızda belki merak edenler vardır; bir dönem Anıtkabir’de Cemal Gürsel ve 1960-1963 yılları arasında defnedilen bazı diğer isimlerin de naaşları bulunuyordu. Ancak 1988 yılında yapılan bir düzenleme ile bu naaşlar başka yerlere nakledilirken, İsmet İnönü’nün kabri bu manevi bütünlüğün bir parçası olarak burada kalmaya devam etmiştir. Böylece Milli Mücadele’nin ve Cumhuriyet’in iki büyük ismi, Rasattepe’nin bu eşsiz manzarasında sonsuza dek yan yana huzur içinde uyumaktadırlar.

Bu anıt kompleks, 1944’te atılan temellerden 1953’teki tamamlanışına kadar tam dokuz yılda inşa edilmiştir. Çevresindeki 25 ülkeden gelen fidanlarla yeşeren Barış Parkı ise Atatürk’ün “Yurtta sulh, cihanda sulh” ilkesinin yaşayan bir kanıtıdır. Burası her taşıyla, her kulesiyle bizlere Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş hikayesini ve ideallerini fısıldar.

Anıtkabir

Bu metin, profesyonel turist rehberi Özgür Gülün tarafından kaleme alınan ve Cumhuriyetimizin kalbi olan Anıtkabir’i her yönüyle ele alan kapsamlı bir incelemedir. Kaynak, yapının Ankara’daki konumundan başlayarak mimari yarışma sürecini, inşaat aşamalarını ve tasarımında etkili olan sembolik unsurları detaylandırmaktadır. Özellikle Mussolini İtalyası’nın projeye duyduğu stratejik ilgi ve yerli mimarların başarısı vurgulanırken, anıt mezarın bölümleri ile içerdiği on adet kulenin taşıdığı derin anlamlar açıklanmaktadır. Ayrıca Atatürk ve Kurtuluş Savaşı Müzesi’ndeki sergilenen eserler, İsmet İnönü’nün kabri ve okyanus ötesinden gelen bayrak direği gibi özel hatıralara da yer verilmektedir. Metin, bu anıtsal eseri sadece fiziksel bir yapı olarak değil, Türk milletinin bağımsızlık idealinin ve tarihinin yaşayan bir simgesi olarak tasvir etmektedir.

1 / 5

1973 yılında vefat eden ve kabri Anıtkabir içerisinde bulunan diğer devlet adamı kimdir?

2 / 5

Anıtkabir’de bulunan 33 metre 53 santimetre uzunluğundaki bayrak direği hangi ülkeden hediye olarak gönderilmiştir?

3 / 5

Aslanlı Yol'un iki yanında bulunan 24 aslan heykeli neyi simgelemektedir?

4 / 5

Anıtkabir projesi için açılan uluslararası yarışma sonucunda hangi mimarların projesi uygulanmak üzere seçilmiştir?

5 / 5

Anıtkabir'in inşa edildiği ve Ankara’nın her yerinden görülebilen tepenin adı nedir?

Your score is

The average score is 0%

0%

If you liked it, share it!

Shares

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *