Selim Sırrı Pasha Mansion
Makale Okuma Süresi
30 January 2026 tarihinde Özgür Gülün tarafından güncellendi.
Merhabalar, Kocaeli’nin tarih kokan sokaklarına hoş geldiniz! Bugün sizlerle, İzmit’in adeta mücevheri sayılan, her köşesinde bir yaşanmışlık barındıran Selim Sırrı Paşa Konağı’nın kapılarını aralayacağız. Hadi, 19. yüzyılın sonlarına, bir imparatorluğun estetikle harmanlandığı o yıllara doğru bir yolculuğa çıkalım.
Selim Sırrı Paşa Kimdir?
Önce bu muazzam eserin banisini, yani Selim Sırrı Paşa’yı tanıyalım. Paşamız, 1851 yılında Bulgaristan’ın Vidin şehrinde dünyaya gelmiş, asıl adı Selim olup “Sırrı” mahlasını kullanmış bir devlet adamıdır. Onu diğer bürokratlardan ayıran en büyük özelliği, teknik bir deha olmasıdır; kendisi Osmanlı’nın ilk yol ve köprü gezici mühendisi unvanına sahiptir. 1888 yılında İzmit Mutasarrıfı (bugünkü anlamıyla valisi) olarak atandığında, şehre sadece bir yönetici değil, bir mimar dokunuşu da getirmiştir. 1924 yılında vefat eden Paşa’nın naaşı bugün Namazgâh Şehitliği’nde huzur içinde uyumaktadır.
Paşa’nın İzmit’e Kazandırdığı Eserler
Selim Sırrı Paşa, İzmit’e geldiğinde adeta bir bayındırlık (bir yerin imar edilmesi, geliştirilmesi ve yaşanabilir hâle getirilmesi) seferberliği başlatmıştır. Bugün İzmit denince aklımıza gelen o devasa çınar ağaçları var ya, işte onlar Paşa’nın mirasıdır; demiryolu boyunca bu ağaçları bizzat o diktirmiştir. Sadece bu da değil;
- Ankara’ya doğru uzanan yolları, 35 bin köylüyü organize ederek imece usulüyle bitirmiştir.
- İzmit Garı’ndan Taraklı’ya kadar uzanan 18 saatlik şose yol onun eseridir.
- İzmit Ovası’ndaki bataklıkları kurutmak için Tavşantepe’den toprak getirtmiş, şehre nefes aldırmıştır. Hatta 1894’te Fransız Koleji’ne çekilen Fransız bayrağını indirtecek kadar da dik duruşlu bir vatanseverdir.
Konağın Tarihi ve Mimari Yolculuğu
Gelelim şu an önünde durduğumuz bu görkemli yapıya… Konak, 1892 yılında Paşa’nın kendi elleriyle çizdiği bir planla yükselmiştir. Paşa, mühendislik bilgisini konutuna öyle bir yansıtmış ki; yapı haremlik ve selamlık olmak üzere iki bölümden, zemin kat, bir normal kat, bir ara kat ve bir cihannüma (her yeri görebilen, manzaraya hâkim yer) ile toplamda 4 kattan oluşur. Ahşap karkas tekniğiyle inşa edilen konağın müştemilatında kullanılan tuğlalar Fransa’dan özel getirilmiş, bahçe duvarlarında ise İzmit’in antik dönemine ait devşirme Roma ve Bizans parçaları kullanılarak tarihe bir saygı duruşunda bulunulmuştur.
Haremlik ve Selamlık:
Konağımızın o geniş koridorlarında adımlarken, 19. yüzyıl Osmanlı sosyal hayatının en zarif yansımalarından birine şahitlik ediyoruz. Selim Sırrı Paşa, bu konağı sadece bir mühendis titizliğiyle değil, aynı zamanda dönemin geleneksel aile yapısını ve mahremiyetini de gözeterek tasarlamıştır.
Gelelim o merak ettiğiniz, haremlik ve selamlık bölümlerinin o ince ayrımına:
- İki Ayrı Dünya, Tek Bir Çatı: Kaynaklarımız bize bu görkemli yapının mimari olarak haremlik ve selamlık olmak üzere iki ana bölüme ayrıldığını açıkça söyler. Bu ayrım, o dönemde aile hayatının gizliliğini (haremlik) korurken, Paşa’nın devlet işlerini yürüttüğü ve misafirlerini ağırladığı sosyal alanı (selamlık) birbirinden ayırmak için kurgulanmıştır.
- Mimari Bütünlük İçinde Bölünme: Konak; zemin kat, bir normal kat, bir ara kat ve o meşhur cihannüma ile toplamda 4 katlı, ahşap karkas bir yapıdır. Haremlik ve selamlık bölümleri, bu 4 katlı yapının genel plan şeması içerisinde bir bütünlük arz etse de işlevsel olarak birbirinden keskin bir şekilde ayrılır.
- İç Mekandaki Estetik Geçiş: Her iki bölümde de o hayran kaldığımız zengin kalem işleri ve manzara resimleri bizi karşılar; ancak haremlik kısmı ailenin günlük yaşamına, selamlık ise daha çok protokol ve misafir ağırlamaya uygun bir ihtişama sahiptir.
Paşa, kendi elleriyle çizdiği bu planda, bir yandan Batılılaşmanın getirdiği o görkemli süsleme sanatını kullanırken, bir yandan da geleneksel Türk evi mimarisinin haremlik-selamlık ayrımını büyük bir sadakatle korumuştur. Bu sayede konak, hem bir devlet adamının resmi makamı hem de sıcak bir aile yuvası olma özelliğini aynı anda taşımaktadır.
Cihannüma:
Şimdi sizi, bu mimari şaheserin en tepesine, yani gökyüzüyle kucaklaşan o özel noktaya, cihannüma katına davet ediyorum.
Peki, nedir bu cihannüma ve Paşa burayı ne amaçla kullanıyordu?
- Körfez’in Eşsiz Manzarası: Konağımız zemin kat, bir normal kat ve bir ara katın üzerine yükselen bu dördüncü katıyla, yani cihannümasıyla tamamlanır. İsminin kelime anlamı “dünyayı gösteren” olan bu bölüm, konağın tam tepesinde adeta bir gözlem kulesi gibi yükselir. Paşa, konağını planlarken burayı özellikle Körfez’e yönelik o muazzam manzarayı seyretmek için tasarlamıştır,
- Huzur ve Seyir Köşesi: Selim Sırrı Paşa, mühendislik dehasıyla bizzat çizdiği bu planda, şehrin ve denizin tüm güzelliğini ayaklar altına seren bir seyir alanı oluşturmuştur, Kaynaklarımız, konağın iç duvarlarının çeşitli manzara resimleriyle süslü olduğunu söyler; yani Paşa içeride sanatı, pencerelerden baktığında ise İzmit’in doğal güzelliğini izleyerek vakit geçiriyordu.
- Havadar Bir Dinlenme Alanı: Osmanlı mimarisinde bu tür katlar, hem yüksekliği sayesinde esen rüzgarla ferahlamak hem de şehri geniş bir açıyla panoramik olarak izlemek amacıyla kullanılırdı. Paşa’nın İzmit’e kazandırdığı çınar ağaçlarını ve imar ettiği yolları belki de en çok bu yüksek noktadan, büyük bir gururla izlediğini düşünebiliriz.
Kısacası bu kat; sadece bir çatı katı değil, Paşa’nın İzmit sevgisini, Körfez’in mavisini ve mühendislik vizyonunu en tepeden birleştiren bir “seyir ve keyif katı” olarak hizmet veriyordu.
Şimdi, o pencerelerden dışarı baktığınızı ve Paşa’nın yüz yıl önce gördüğü o huzurlu manzarayı hayal etmenizi istiyorum… Turumuza devam edelim mi?
Duvarlardaki Sanatsal Üslup: Batılılaşmanın İzleri
Konağın içine girdiğinizde başınızı yukarı kaldırmaktan kendinizi alamayacaksınız. Duvarlardaki ve tavanlardaki süslemeler, Osmanlı’nın Batılılaşma dönemindeki o eşsiz zevkinin birer yansımasıdır. Burada Barok ve Rokoko üslubunun yerel özelliklerle yeniden yorumlandığına şahit oluyoruz. Rivayete göre bu kalem işlerini, Dolmabahçe Sarayı’nın restorasyonunda görev alan usta ressamlar yapmıştır.
- Manzaralar: Tavanlarda ve duvarlarda hayali göl manzaraları, kaleler, dağlar ve nehirler pastel tonlarla, hızlı fırça vuruşlarıyla işlenmiştir.
- Bitkisel Motifler: Madalyonlar içine hapsolmuş sarı güller, pembe çiçekler ve kıvrımlı dallar mekana bir bahar havası verir.
- Detaylar: Süslemelerin bir bölümünde kullanılan altın varaklar, konağın görkemini ve estetik değerini bir kat daha artırmıştır.
Restorasyon Süreci
Maalesef her tarihi yapı gibi Sırrı Paşa Konağı da zor zamanlar geçirmiş. Bir yangın sonrası büyük zarar gören ve bir süre metruk halde kalan bu güzellik, Kocaeli Büyükşehir Belediyesi tarafından kamulaştırılarak kurtarılmıştır. 2009 yılında başlayan titiz restorasyon çalışmaları 2012 yılında tamamlanmış ve konak aslına uygun olarak yeniden hayata döndürülmüştür. Bu başarılı çalışma o kadar kıymetlidir ki, ‘Tarihi Kentler Birliği 2011 Uygulama Ödülü’ne layık görülmüştür. Restorasyon sırasında duvar resimleri kolektif bir ekip tarafından büyük bir başarıyla eski ihtişamına kavuşturulmuş olsa da, bu hassas işi yapan ressamların isimlerinin kayıtlara geçmemiş olması tarihin küçük bir eksiği olarak kalmıştır.
Selim Sırrı Paşa Konağı’nın restorasyonu, adeta iğneyle kuyu kazar gibi, büyük bir sadakatle gerçekleştirilen bir “aslına dönüş” hikayesidir,.
Gelin, bu restorasyon sürecinde kullanılan o özel malzemeleri ve ustalık gerektiren yöntemleri, bir mühendisin titizliğiyle inceleyelim:
Mimari Dokunun İhyası: Ahşap ve Tuğlanın Uyumu
Konağımızın ana omurgası olan ahşap karkas yapı tekniği, restorasyon sırasında en hassas yaklaşılan konulardan biriydi. Paşa’nın bizzat çizdiği plana sadık kalınarak, yapının iskeleti aslına uygun malzemelerle güçlendirildi. Unutmadan ekleyeyim; konağın müştemilat kısmında Paşa’nın zamanında Fransa’dan özel olarak getirttiği o meşhur tuğlalar da bu süreçte özgün yapısını koruyacak şekilde rehabilite edildi.
Duvarlardaki Gizli Sanat: Yağlıboya ve Kalem İşleri
İçeri girdiğinizde gözlerinizi alamadığınız o süslemeler var ya; işte onların sırrı kullanılan tekniklerde gizli:
- Duvar Üzerine Yağlıboya: Restorasyonun en zorlayıcı ve etkileyici kısmı, duvarlardaki manzara resimlerinin onarımıydı. Bu resimler, “hızlı fırça vuruşları” ve “pastel tonlar” ile karakterize edilen özgün bir teknikle, kolektif bir ekip tarafından titizlikle çalışıldı.
- Kalem İşi ve Altın Varak: Bitkisel ve geometrik motiflerle bezeli zengin kalem işi süslemeler, Dolmabahçe Sarayı’nın ustalarından kalan o mirası yaşatmak adına aslına uygun renk ve desenlerle yeniden canlandırıldı. Hatta görsel ihtişamı artırmak ve o eski aristokratik havayı geri getirmek için süslemelerin belirli bölümlerinde yeniden altın varak kullanıldı.
Geçmişin İzleri: Devşirme Malzemeler
Paşa’nın mühendislik dehasının bir nişanesi de antik dönemlere olan saygısıdır. Bahçe ve konak duvarlarında gördüğünüz Antik Roma ve Bizans dönemine ait devşirme parçalar (arkeolojik eserler ve heykeller), restorasyon sürecinde yerlerinden oynatılmadan, tarihin birer katmanı olarak korunarak sergilenmeye devam edildi. Bahçe duvarlarında ise yine o bölgeye özgü yöresel taşlar kullanılarak doku bütünlüğü sağlandı.
Bugün bu konak, sadece bir bina değil; bir mühendisin hayali, bir valinin emeği ve bir şehrin tarihsel hafızasıdır. Şimdi müsaadenizle, bu büyüleyici atmosferi kendi gözlerinizle keşfetmeniz için sizi baş başa bırakıyorum. Keyifli geziler dilerim!

