BeyoğluTravelİstanbulTürkiye

Galata Tower

Makale Okuma Süresi

3290
Kelime Sayısı
11 min
Okuma Süresi

15 February 2026 tarihinde Özgür Gülün tarafından güncellendi.

Galata Kulesi, siluetiyle İstanbul’a kimlik kazandıran yapılardan biridir bence. İlk kez çocukken bir okul gezisiyle gitmiştim. O kıvrılarak yükselen daracık merdivenler küçük bedenimle bana kocaman görünürdü, şimdiyse biraz klostrofobik geliyor açıkçası 🙂

Hadi gelin bu yapıya beraber bir göz atalım!

Galata Kulesi’ni okuması kolay olsun diye aşağıdaki başlıklar altında inceledim:

Galata Kulesi’nin Tarihi

Milattan Sonra 528 yılında Bizans İmparatoru 1nci Justinianos döneminde hem Haliç’in girişini kontrol altına almak hem de Konstantinapolis surlarının denizden korunmasını sağlamak için “Megalos Pyrgos” (Büyük Kule) denilen ilk kule inşa edildi. Hani Haliç’in iki yakası arasına çekilen bir zincir vardı ya. Hah işte o zincirin kuzey ucu Galata tarafında bu kuleye bağlıydı. Ancak bu ilk yapı zaman içinde yıkıldı yahut işlevini kaybetti.

Bugün gördüğünüz kule ise 1348 yılında Cenevizliler tarafından inşa edildi ve onlar bu kuleye Christea Turris (İsa Kulesi) adını verdiler. 13ncü ve 15nci yüzyıllar arasında Galata, Ceneviz Cumhuriyeti’nin kolonisiydi.

Peki kim bu Cenevizliler?

Anavatanları bugünkü İtalya’nın kuzeybatısında yeralan Cenova (Genova)‘ydı. 11nci ve 15nci yüzyıllar arasında Venedik Pisa ve Amalfi ile birlikte Orta Çağ’ın en güçlü denizci şehir devletlerinden biriydiler. Ticaret, denizcilik, bankacılık ve kolonicilik (Kolonici, başka bir coğrafyada kalıcı yerleşim kuran, orayı merkeze bağlayan ve ekonomik–idari kontrol sağlayan yapı) faaliyetlerinde bulundular.

Cenevizliler, toprak fethetmekten çok ticaret yollarını kontrol etmeyi hedeflerdi. Kurdukları koloniler, liman şehirleri, ticaret merkezleri, depo ve gümrük merkezleriydi. Galata be sebeple Cenevizlerin askerî bir vilayeti değil, ticaret kolonisi idi.

Ceneviz kolonilerinin “Podesta” denilen kendi yöneticileri, kendi mahkemeleri, kendi kiliseleri ve kendi vergi sistemleri vardı ancak ana devlet yani Cenova ile ekonomik ve siyasi bağları sürerdi. Koloni kurdukları devletlerin (Doğu Roma yani Bizans ve sonra Osmanlı Devleti) içinde yarı bağımsız bir durumdaydılar.

Cenevizliler Galata’yı fethedip ele geçirmediler; ticaret kolonisi olarak kurup yöneten kolonicilerdi.

İşte Cenevizliler tarafından inşa edilen bu kule işte tam bu dönemde Galata sur sisteminin ana savunma kulesi olarak görev yapıyordu. Aynı zamanda gözetleme, liman ve ticaret kontrolü ve bir prestij yapısıydı. Bugünkü taş gövde, silindirik form ve ana kütle Ceneviz mirasıdır.

Galata Surları

Galata Surları, 13.–15. yüzyıllar arasında Cenevizliler tarafından, Galata’daki ticaret kolonisini korumak ve ayrı bir şehir kimliği oluşturmak için yapıldı. Bizans’a ait daha erken savunma hatları vardı ancak bugün bildiğimiz Galata Surlarının ana omurgası Ceneviz yapımıdır. 1267 yılında Bizans’ın Cenevizlilerin Galata’da yerleşmesine izin vermesinin ardından 13ncü yüzyıl sonu ve 14ncü yüzyılda bu surlar bölüm bölüm inşa edildi. Nüfus arttıkça surlar da genişletildi.

1348 yılında inşa edilen Galata Kulesi Galata Surları ile entegreydi. Galata Kulesi, tek başına duran bir yapı olarak değil, sur duvarlarına fiziksel ve işlevsel olarak bağlanmış bir savunma elemanı olarak tasarlandı. Sur duvarları Galata Kulesi’nin alt kotlarına bitişik olarak inşa edildi. Sur hattı kulenin çevresinden dönüyor ve kulenin gövdesine kenetleniyordu.

16. yüzyıl Osmanlı minyatür sanatının en önemli isimlerinden Matrakçı Nasuh Efendi tarafından çizilen aşağıdaki Galata tasvirine bir göz atın derim. Hem harita, hem sanat eseri, hem de tarihsel belge niteliğinde olan bu minyatürde Matrakçı, Galata surlarını, kuleleri ve yerleşimi ayrıntılı biçimde göstermiş. Denizleri, gemileri, yeşil alanları ve yapıları gerçeğe sadık ama perspektifsiz bir anlayışla çizmiş. Matrakçı Nasuh’un bu eseri, İstanbul’un fetihten sonraki erken dönem şehir dokusunu anlamamız açısından benzersiz bir kaynaktır. Bu minyatür Galata Kulesi ve çevresinin en eski görsel kayıtlarından biri sayılır.

Galata Kulesi, kapıların tamamını yukarıdan görüyordu. Kapılar tek başına değil, Kule gözetiminde işliyordu. Tehlike anında; Kule alarm verir, kapılar kapatılır ve sur savunması devreye girerdi.

Galata Kulesi ile Bağlantılı Önemli Sur Kapıları

Kuleye doğrudan bağlı veya kule kontrolünde olan kapılar şunlardı:

  • Kule Kapısı: Galata Kulesi’nin hemen eteklerinde yer alan en stratejik kapıdır. Sur Hattının merkez kapısıdır. Askerî ve idari geçişler bu kapıdan yapılırdı. Galata Kulesi, bu kapının üst gözetleme noktasıydı.

  •  Mumhane Kapısı: Limanla bağlantılı olan bu kapı Haliç kıyısına yakındı. Ticari malların giriş-çıkışı içim kullanılırdı. Ticaret kolonisi için hayati bir öneme sahip olan bu kapının gümrük işlevi de vardı.
  • Azapkapı (Porta di San Michele): Adını Osmanlı döneminde alan bu kapı deniz surları üzerindeydi ve Haliç’ten gelen gemilere açılırdı. Ceneviz döneminde hem Askeri hem de ticari bir kapı olarak kullanılmıştır.
  • Kurşunlu Mahzen Kapısı: Değerli malların tutulduğu bu kapı depo ve ambar bölgesine açılırdı.

19. yy’da belediyecilik çalışmaları kapsamında Osmanlı tarafından Galata surları yıkıldı ve dolayısı ile kapılar da ortadan kalktı. Günümüze sadece yer adları, kot farkları ve bazı duvar kalıntıları kaldı.

Osmanlı Döneminde Galata Kulesi:

29 Mayıs 1453 tarihinde Bizans başkenti Konstantinapolis düştükten 3 gün sonra yani 1 Haziran 1453 tarihinde, tamamen savunmasız kalan Ceneviz Cumhuriyetine bağlı Galata, Osmalı’ya teslim oldu. O gün, Podesta (Galata’nın yöneticisi), Cenevizli tüccarlar ve din adamlarından oluşan bir Ceneviz heyeti, Osmanlı karargahına giderek sembolik bir anahtar teslimi yaptılar. Fatih Sultan Mehmet’in 1 Haziran 1453 tarihinde İstanbulun fethi sırasında resmi olarak tarafsız kalmayı tercih eden Galata halkına verdiği ahidname ile burada yaşayan halkın can ve mal güvenliği korundu. Kiliselere dokunulmadı ve ticari ayrıcalıklarının bir kısmını korudular. Bu sayede Cenevizlilerin büyük bir kısmı Galata’da yaşamaya devam etti. Ancak zamanla koloni sisteminin çökmesiyle Galata, Osmanlı kentine entegre oldu.

Osmanlı yönetimine geçen Galata Kulesi işlevsel bir yapı olarak varlığını sürdürmeye devam etti. 15nci ve 16ncı yüzyıllarda esir ve kürek mahkumlarının (mahkûmların ceza olarak gemilerde kürek çekmeye zorlandığı ağır bir hapis–çalışma cezası) tutulduğu tersane zindanı olarak kullanıldı.

18nci ve 19ncu yüzyıllarda ise İstanbul’da ahşap yapılaşmanın yaygın olmasından kaynaklanan büyük yangın tehditlerine karşı Galata Kulesi Yangız Gözetleme Kulesi olarak kullanıldı. İstanbul’un önemli bir kısmını görebilen Galata Kulesinin tepesindeki nöbetçiler yangını görür görmez gündüzleri sepet, geceleri ise fener ile haber verirlermiş. Bu dönemde kule de birkaç kez yangın geçirdi ve depremlerden zarar gördü. Üst kısmı defalarca yeniden yapılmak zorunda kaldı.

19ncu yüzyılın sonunda yani Osmanlı İmparatorluğunun son dönemlerinde askeri depo ve gözlem noktası olarak kullanılsa da kule kısmen boş ve bakımsız kalmış.

5 Haziran 1875 tarihinde başlayan ve yaklaşık 20 saat süren büyük Galata Yangınında kule yine hasar gördü.

Hezarfen Ahmet Çelebi:

Hezârfen kelimesi Farsça; Hezâr (bin) ve Fen (ilim, bilim, sanat) kelimelerinden oluşur. Osmanlıda Hezarfen, “Bin fen bilen” yani “çok yönlü, pek çok bilim ve sanat dalına hakim olan” kişi anlamında kullanılan bir övgü ünvanıdır.

Osmanlı toplumunda Çelebi terimi ise; Medrese öğrencileri, alimler, sanatçılar, şairler, saray çevresinde bulunanlar gibi iyi eğitimli, şehirli, zarif erkekler için kullanılırdı.

1632–1638 civarında, Hezârfen Ahmed Çelebi’nin, Galata Kulesi’nden Üsküdar Doğancılar’a kadar kanatlarla uçtuğu rivayet edilir. Hatta bu olay Evliya Çelebi’nin Seyahatnamesi’de de yer alır. Ancak tarihçiler arasında bu hikayeye “tamamen efsane” diyen de var, “deneysel bir süzülmeydi canım, hem o kadar uzağa uçmadı ki” diyen de.

Hezarfen Ahmet Çelebi hakkında bilgi edinebildiğimiz tek kaynak Evliya Çelebi’nin Seyahatname’sidir. Dolayısı ile bu bilgileri çaprazlama teyit edebileceğimiz başka bir kaynak yok. Evliya Çelebi’nin anlattığına göre bu zat-ı muhterem IV. Murad döneminde yaşamış, uçuş teorileri ile ilgilenmiş, rüzgarları, hava akımlarını ve kuşların uçuşlarını incelemiş, kendi yaptığı kanat benzeri bir düzenekle Galata Kulesinden atlayıp Boağaz’ı aşarak Üsküdar Doğancılar Meydanına iniş yapmış biridir. Yine Evliya Çelebi’ye göre bu uçuşu padişahın huzurunda gerçekleştirmiş ve büyük ilgi görmüş. Ancak IV. Murad, bu kadar bilgili kişilerin tehlikeli olduğunu düşünmüş  ve çelebiyi Cezayir’e sürgün etmiş. Ahmet Çelebi’nin Cezayir’de vefat ettiği rivayet edilir.

Galata’da yaşayan tanıdık bir isim: Isaac Rousseau

Ünlü filozof Jean-Jacques Rousseau’nun babası olan Isaac Rousseau 18nci yüzyılın başlarında (1705-1711 tarihleri arasında) saray saatçisi olarak Galata’da yaşamıştır. Cenevreli bir saat ustası olan Isaac Rousseau Osmanlı’nın ileri gelenleri ve saray çevresi için saat tamiri ve yapımı yapmış. Isaac Rousseau, bir Yeniçeri ile yaşadığı alacak–verecek anlaşmazlığı nedeniyle Galata Kulesinde kısa bir süre hapis yattığını biliyoruz. Galata Kulesi, güvenli, merkezi ve askeri kontrol altında bir yapıydı. Bu yüzden özellikle yabancı borçlular ve diplomatik problem yaratabilecek kişiler burada tutulabiliyordu. Isaac Rousseau, bu olaydan kısa bir süre serbest bırakıldı ancak hemen ardından İstanbul’dan ayrılıp Cenevre’ye döndü.

Oğlu Jean-Jacques Rousseau hiç bir zaman Osmanlı topraklarına gelmedi. Babası bu döneme ait anılarını ve hikâyelerini oğluna aktardı. Jean-Jacques Rousseau İtiraflar” (Les Confessions) adlı eserinde babasından dinlediği hikâyelere değinir. Bu anlatılarda Osmanlı’da egzotik  bir Doğu ülkesi olarak değil, gerçek, sert ama işleyen bir düzen olarak bahseder. Isaac’a göre Osmanlı, adaletin sert ama hızlı işlediği ve devlet otoritesinin net ve tartılmaz olduğu bir düzendi. Ona göre Osmanlı yabancılara karşı ne tamamen düşmanca ne de tamamen hoşgörülü bir tavır içerisinde değildi. Kim bilir belki de bu yaşanmışlıklar ünlü filozofun otorite, özgürlük ve birey-devlet ilişkisi hakkındaki düşüncelerini dolaylı olarak etkilemiştir.

O dönemde Galata, Levantenlerin ve Avrupalı zanaatkarların yoğun olarak yaşadığı bir bölgeydi.

Levanten nedir?

Fransızca kökenli Levant kelimesi “Güneşin doğduğu yer, Doğu”, Levanten (Levantin) kelimesi ise “Doğulu / Doğu’da yaşayan” anlamlarını ifade eder. Tarihsel olarak da Levanten, aslen Avrupa kökenli olup Osmanlı topraklarında doğmuş ya da uzun süre yaşamış topluluklara verilen addır.

Cumhuriyet Döneminde Galata Kulesi:

1965 – 1967 yılları arasında İstanbul Belediyesi tarafından büyük bir restorasyon yapıldı. Bu restorasyon ile Kuleye asansör eklendi, seyir terası düzenlendi ve iç mekanlar ziyarete uygun hale getirildi. 1967 yılında ise Galata Kulesi, müze ve seyir kulesi olarak ziyarete açıldı. 2020 yılında ise kulenin mülkiyeti Kültür ve Turizm Bakanlığına geçti.

Galata Kulesinin Mimari Özellikleri:

Ceneviz döneminde Galata Kulesinin yüksekliği 60-61 metre iken günümüzde 66,9 metre yüksekliğindedir. Konik çatılı bu yapının varoluş amacı sadece savunma ve gözetleme değil aynı zamanda da prestijdir. Cenevizliler için önemli olan: “En yüksek nokta olmak” yani Galata sur sistemini ve limanı görebilmekti; seyir ya da ziyaretçi konforu yoktu.

Osmanlı İmparatorluğu zamanında, II. Mahmud döneminde üst bölüm yeniden inşa edildi, daha yüksek ve daha sivri bir külah eklendi. Konik biçimli bu külah çatı kurşun ile örtülüdür.

İstanbul’da Ceneviz döneminden kalan en büyük taş yapı olan Galata Kulesi Savunma mimarisinden kentsel simgeye dönüşmüş ender yapılardandır.

Türk Edebiyatında Galata Kulesi

İhsan Oktay Anar – Puslu Kıtalar Atlası
Galata deyince zihnimde ilk canlanan kitap İhsan Oktay Anar’ın tarih, felsefe ve fantastik unsurları ustalıkla harmanlayan Puslu Kıtalar Atlası romanıdır. 17. yüzyıl İstanbul’unda geçen eser, rüyalar, haritalar ve hakikat arayışı etrafında şekillenen çok katmanlı bir anlatı sunar. Dilindeki ironik üslup ve derin göndermeleriyle Türk edebiyatında kült bir yere sahiptir.

… adına Kostantiniye derler tarrakası meşhur bir kent vardı. Ceneviz taitesinin buraya ilk gelen gemilerine karanlıkta uçan bir ak martının yol gösterdiği, … Pundus nam kâfirin bu martıyı Mesih addederek yuvasını arayıp bulduğu ve itikatlarınca İsa’nın etini … yediği rivayet olurdu. Eskiler, bu martının yuvasının bulunduğu yere Ceneviz kavmının yüksek bir kule diktiğini rivayet etmişlerdir ki, sonraları Galata Tower diye nam salmış bu heybetli yapının tepesinde, … Bursa kentinin ulu dağını seçtikleri söylenegelmiştir.

Ümit Yaşar Oğuzcan ve Trajik Hüzün
Galata Kulesi’ni en çok şiirine konu eden ve kulenin hüzünlü çağrışımını güçlendiren isimlerden biri Ümit Yaşar Oğuzcan’dır.

Oğuzcan, 1973 yılında intihar eden oğlu Vedat’a ithafen yazdığı “Galata Kulesi” şiirinde, kuleyi trajik bir olayın ve baba acısının mekânı olarak kullanır. Bu şiir, Galata Kulesi’nin romantik yönünün aksine, çaresizlik ve ölüm ile anılmasına neden olan en güçlü edebi eserdir.

Pırıl pırıl bir yaz günüydü
Aydınlıktı, güzeldi dünya.
Bir adam düştü o gün Galata Kulesi’nden.
Kendini bir anda bıraktı boşluğa.
Bu adam benim oğlumdu.

İpek Yolu Dostluk Anıtı

Galata Kulesi’nin dibinde yer alan bu dostluk anıtı Türkiye ile Güney Kore arasındaki tarihsel ve kültürel bağları, özellikle de İpek Yolu üzerinden yüzyıllar boyunca kurulan medeniyetler arası etkileşimi hatırlamak adına 1 Eylül 2013 tarihinde dikilmiştir.

Bu anıt İstanbul-Gyeongju Dünya Kültür EXPO 2013 anısına, kadim İpek Yolu’nun başlangıç ve bitiş durağı olan Kore Cumhuriyeti Gyeongsangbuk-do Eyalet Valiliği ile Türkiye Cumhuriyeti İstanbul Büyükşehir Belediyesi arasındaki, karşılıklı ve sonsuz dostluğun simgesi için dikilmiştir.

Bu anıtın dikilmesi için Galata’nın seçilmesi de bilinçlidir: Galata, tarih boyunca ticaret yollarının, tüccarların ve kültürlerin kesiştiği önemli bir noktadır. 3 yüzeyi olan bu anıtın her bir yüzeyi farklı bir dilde yazılmıştır: Türkçe, Korece ve İngilizce.

Bereketzade Çeşmesi

İlk olarak Fatih Sultan Mehmed’in müezzini tarafından yaptırılan eser, zamanla harap olunca 1732 yılında Defterdar Mehmed Efendi tarafından Osmanlı tarihinin en etkili kadın figürlerinden biri olan Sultan I. Mahmud’un annesi Saliha Sultan’ın hayratı olarak yeniden inşa ettirilmiştir.

Çeşmenin asıl yeri, Galata Kulesi dizdarı Bereketzade Hacı Ali bin Hasan tarafından yaptırılan ve kendi adıyla anılan caminin yanındaydı. Ancak çeşmenin komşusu olan Bereketzade Camii 1940’lı yıllarda tamamen yıkılmış ve arsası otoparka çevrilmişti. Bu durum, çeşmenin metruk bir alanda kalmasına neden olmuştur. Harap ve bakımsız bir hale gelen çeşme 1957 yılında korunması amacıyla Galata Kulesi yakınındaki bugünkü yerine taşınmıştır.

Bu durum, değerli bir mücevherin, çevresi yıkılmış ve metruk kalmış eski bir kutudan çıkarılarak daha güvenli ve görünür bir vitrine yerleştirilmesine benzetilebilir; çeşme bu sayede yok olmaktan kurtarılmış ancak orijinal mimari çevresinden koparılmıştır.

Metinlerde, yapının üzerindeki meyve ve çiçek motifli mermer oymalar, zengin kitabeler ve estetik süslemeler bulunmaktadır. Bereketzade Çeşmesi’nin sanatsal özellikleri, Osmanlı İmparatorluğu’nun XVIII. yüzyılda girmeye başladığı Batılılaşma döneminin ve Lâle Devri üslubunun en somut örneklerinden biridir.

Orta Niş İçindeki İbare Çeşmenin tam ortasında, kemerin hemen altında altın varakla yazılmış dua ibaresi yer alır. • Osmanlıca: ما شاء الله • Türkçe Okunuşu: Maşâallah. • Türkçe Anlamı: Allah’ın dilediği gibi (Allah nazardan saklasın)
Kemer Altındaki Ayet-i Kerime Çeşmelerin çoğunda olduğu gibi, suyun önemini vurgulayan Kur'an-ı Kerim'den bir ayet yer almaktadır. • Osmanlıca: و جعلنا من الماء كل شيء حي • Türkçe Okunuşu: Ve cealnâ mine'l-mâi kulle şey'in hayy. • Türkçe Anlamı: "Biz her canlı şeyi sudan yarattık" (Enbiya Suresi, 30. Ayet)
Çeşmenin en üstündeki dikdörtgen panelde, Şair Sâmî tarafından kaleme alınan ve çeşmenin yapılış tarihini (Hicri 1145 / Miladi 1732) belirten manzume yer alır. Bu metin, çeşmeyi yaptıran Defterdar Ahmed Bey'i över: "Hazret-i Defterdâr-ı şıkk-ı evvel Ahmed Bey ki o" "Kereminden kıldı icrâ ayn-ı sâfî-i revân" ... "Aktı teşne-leblere âb-ı hayât-ı kâm-rân". Türkçe Anlamı: "Birinci Defterdar Ahmed Bey, cömertliğiyle bu tertemiz ve akıcı pınarı (çeşmeyi) hayata geçirdi. Kulu Sami, bu eserin değerli tarihini şu mısrayla söyledi: Mutluluk veren hayat suyu, susamış dudaklara aktı". (Not: "Aktı teşne-leblere âb-ı hayât-ı kâm-rân" mısrası Ebced hesabı ile Hicri 1145 yılını vermektedir.)

Bu dönemdeki estetik değişim, çeşmenin mimari detaylarında ve süsleme anlayışında şu şekilde yansımaktadır:

  1. Klasik Formdan Yoğun Bezeme Anlayışına Geçiş: Osmanlı’nın klasik dönem çeşmelerinde daha sade ve belirli alanlara odaklanan bir süsleme anlayışı hakimken, Bereketzade Çeşmesi’nde cephe mermerleri bütün cephenin boş yer kalmamacasına kitabeler ve taş oymacılığının nefis örnekleriyle tamamen kaplanmıştır. İşte bu yoğunluk, 1730’lardan itibaren hızlanan ve Osmanlı sanatına hakim olmaya başlayan yeni bir akımın (Batı üslubu) ilk aşamasıdır.
  2. Doğacı ve Batılı Motiflerin Kullanımı: Çeşme üzerindeki motifler, dönemin değişen estetik zevkini zengin bir çeşitlilik ile yansıtır:
    1. Meyve ve Çiçek Kompozisyonları: Cephede simetrik olarak yerleştirilen lâle, gül, kâseler içinde incirler, armutlar ve nar gibi meyve kabartmaları yer alır. Özellikle incirlerin ortadan yarık şekilde tasvir edilmesi gibi detaycı yaklaşımlar, dönemin natüralist eğilimlerini gösterir.
    2. İstiridye Kabuğu Motifi: Yan kanatlarda bulunan küçük muslukların ayna taşları istiridye kabuğu biçimindeki taçlarla süslenmiştir. Bu motif, Avrupa kökenli Barok ve Rokoko etkilerinin Osmanlı mimarisine sızmasının tipik bir örneğidir.
    3. Selvi Ağaçları: Ayna taşında musluğun iki yanında yer alan bir çift selvi ağacı resmi, geleneksel motiflerin yeni üslup içinde nasıl yorumlandığını gösterir.

Batılılaşma döneminin ihtişam arayışı, çeşmenin sadece taş işçiliğinde değil, aynı zamanda renklendirilmesinde de kendini gösterir. Yapılan incelemeler, bu kabartmaların aslında boya ve altın yaldızla renklendirildiğini ortaya koymaktadır. Bu durum, çeşmenin görsel etkisini artıran ve dönemin “parlak” estetiğine uygun bir yaklaşımdır.

Galata Tower

Galata Kulesi'nin tarihini anlamak, katman katman birikmiş bir tarih albümüne bakmak gibidir; her bir katman (Bizans, Ceneviz, Osmanlı ve Cumhuriyet) kuleye farklı bir renk ve hikâye eklemiştir.

1 / 5

1957 yılında korunması amacıyla Galata Kulesi yakınına taşınan Bereketzade Çeşmesi'nin mimari özellikleri hangi dönemin etkilerini yansıtmaktadır?

2 / 5

Galata Kulesi’nin hemen dibinde yer alan ve 2013 yılında dikilen anıt neyi simgelemektedir?

3 / 5

Ünlü filozof Jean-Jacques Rousseau’nun babası Isaac Rousseau’nun Galata Kulesi'nde bir süre hapis yatmasının sebebi nedir?

4 / 5

Osmanlı Dönemi’nde 15. ve 16. yüzyıllarda Galata Kulesi hangi amaçla kullanılmıştır?

5 / 5

Günümüzde görülen Galata Kulesi hangi tarihte, kimler tarafından inşa edilmiş ve başlangıçta hangi isimle anılmıştır?

Your score is

The average score is 80%

0%

OKUMA LİSTESİ

Puslu Kıtalar Atlası
self> Puslu Kıtalar Atlası
Yazar: İhsan Oktay Anar Kategori: İstanbul, Postmodern Tarihi Roman

Puslu Kıtalar Atlası, Osmanlı İstanbul’unda hayal ile gerçeğin iç içe geçtiği büyülü bir serüvendir.

 

If you liked it, share it!

Shares

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *