AnkaraGeziKaleTürkiye

Kelime Müzesi

Makale Okuma Süresi

1361
Kelime Sayısı
5 dakika
Okuma Süresi

18 Şubat 2026 tarihinde Özgür Gülün tarafından güncellendi.

Merhabalar değerli gezginler! Bugün Ankara’nın o meşhur tarihi dokusunun içinde, Ankara Kalesi’nin hemen yanı başındaki Gözcü Sokak’ta çok zarif bir yolculuğa çıkacağız. Sizi, kelimelerin sadece kağıt üzerinde kalmadığı, ete kemiğe bürünüp dile geldiği bir mekana; Türkiye’nin ilk Kelime Müzesi’ne götürüyorum.

Hikayemiz, yazar Şermin Yaşar’ın Türkçeye olan vefa borcunu ödeme hayaliyle başlıyor. Kendisi, çocukluğunda çok “laf dinlediğini” ve kelimelerin gücünü keşfettiğini anlatır; bu yüzden de çocuklar ve gençler dilimizin o eşsiz zenginliğini görsün, hissetsin diye 26 Eylül 2022’de, yani bir Dil Bayramı gününde bu kapıları bizlere açmış. Müzenin içine girdiğimizde bizi 100 yaşın üzerinde, eskiden zahire ve tiftik ambarı olarak kullanılan dört katlı tarihi bir yapı karşılıyor. Restorasyonla öyle güzel bir hale getirilmiş ki, adımınızı atar atmaz “Hoş geldiniz, sefalar getirdiniz” gibi geleneksel karşılama cümleleriyle sarmalanıyorsunuz.

Müzeyi gezerken adeta dilin katmanlarında yolculuk yapıyoruz:

  • En alt katta, kelimelerin “köklerine” iniyoruz.
  • Giriş katında, o köklerin nasıl “kelimelere” dönüştüğünü görüyoruz.
  • Üst katta ise bu kelimelerin nasıl hayat bulup “cümlelere” evrildiğine şahitlik ediyoruz.

Gözlerinizi yukarı çevirdiğinizde, merdiven boşluğunda Türkçe, Uygur, Göktürk ve Arap harflerinden oluşan büyüleyici bir avize göreceksiniz; burası fotoğraf çekmeyi seven dostlarımız için adeta bir görsel şölen. Biraz ileride ise Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün üç boyutlu dijital heykeli bizi selamlıyor. Atatürk’ün geometriye kazandırdığı “açı”, “beşgen” gibi terimlerin hikayelerini burada okumak gerçekten çok etkileyici.

Müzenin asıl sihri, kelimeleri nesnelerle somutlaştırmasında saklı. Mesela, “zırnık” kelimesinin aslında arsenik olduğunu ve neden “zırnık bile koklatmam” dediğimizi, o kesif kokuyu bilerek öğreniyoruz. Ya da bir çobanın “dağarcığını” görüp, insanın zihinsel dağarcığıyla arasındaki bağı kuruyoruz. “Ateşten gömlek”ten “laf salatası”na kadar pek çok deyim, enstalasyon sanatı sayesinde karşımızda canlı birer esere dönüşmüş durumda.

Kelime Müzesi’nde kelimeler; sadece kuru tanımlar olarak değil; enstalasyon (yerleştirme) sanatı sayesinde elle tutulur, hatta koklanabilir nesneler üzerinden anlatılıyor.

  • Zırnık: Müzenin o tarihi taş duvarları arasında ilerlerken karşınıza bir düzenek çıkıyor; bu zırnık. Zırnık aslında “arsenik” maddesidir ve son derece kesif, pek de hoş olmayan bir kokuya sahiptir. Müze, bu kelimeyi somutlaştırmak için onun o meşhur kokusuna atıfta bulunuyor. Hani birine bir şey vermemek için “zırnık bile koklatmam” deriz ya; işte burada o deyimin kökeni, zırnığın o kesif kokusunu gerçekten koklatmayarak ziyaretçiye hissettiriliyor.
  • Dağarcık: Bir diğer köşede ise karşınıza fiziksel bir nesne olarak çobanların kullandığı o küçük heybe, yani bir dağarcık çıkıyor. Müze burada çok zarif bir benzetme yapıyor: Çoban, dağarcığının içine karnını doyuracak azığını koyar; insan ise kendi zihinsel dağarcığına öğrendiği kelimeleri ve sözleri toplar. “Çoban dağarcığına ne koyduysa onu yer, insan dağarcığına ne koyduysa onu der” ifadesiyle, kelimenin hem fiziksel bir çanta hem de insan belleği ve hafızası olduğu gerçeği gözler önüne seriliyor.

Bu müzede nesneler, günlük hayattaki basit işlevlerinden sıyrılıp birer sanat yapıtına ve kelime hikayesine dönüşmüş durumda. Böylece ziyaretçiler, sadece okumuyor; kelimeleri görüyor, duyuyor ve hatta zırnık örneğinde olduğu gibi onların dünyasını doğrudan deneyimliyor.

Atatürk’ün sadece bir komutan değil, aynı zamanda bir dil sevdalısı ve bilim insanı olduğunu fısıldayan bu köşede, onun geometri bilimine kazandırdığı o eşsiz Türkçe terimleri tek tek görebilirsiniz. Eskinin o telaffuzu zor kelimelerinin, Atatürk’ün zekasıyla nasıl bugün kullandığımız yalın ve duru Türkçeye dönüştüğüne şahitlik ediyoruz. İşte o dijital heykelin hemen yanı başında yer alan ve dilimize miras kalan o terimler şunlardır:

  • Açı, yani eski adıyla Zaviye,
  • Beşgen, yani Muhammes,
  • Boyut, yani Buud,
  • Çizgi, yani Hatt,
  • Doğru, yani Müstakim,
  • Eşit, yani Müsavi,
  • Kare, yani Murabba,
  • Oran, yani Nisbet,
  • Piramit, yani Ehram.

Bu bölümü gezerken, bir milletin bağımsızlığının sadece toprakla değil, o toprak üzerinde konuşulan dilin özgürleşmesiyle de mümkün olduğunu bir kez daha derinden hissediyoruz.

Kelime Müzesi’nin o ilham verici koridorlarında yürürken karşımıza çıkan en ilginç yaşam öykülerinden biri de bir balığın büyüme serüveniyle nasıl isimden isme koştuğudur. Müzedeki anlatıma göre, bu balık henüz yolun en başındayken “defneyaprağı” olarak anılır. Eğer yakalanmadan büyümeye devam edebilirse adı “çinekop” olur; biraz daha serpilip balıkçılardan kaçmayı başarırsa bu kez “sarıkanat” olarak karşımıza çıkar.

Serüven burada da bitmez; az daha dayanıp büyüdüğünde o meşhur “lüfer” halini alır. Lüfer aşamasını da kazasız belasız atlatıp biraz daha büyürse “kofana”, ömrü vefâ eder de en ihtişamlı boyutuna ulaşırsa artık ona “sırtıkara” denir. Anlayacağınız balık aslında hep aynı balıktır ama o büyüdükçe dildeki karşılığı da bu etkileyici isimlerle değişip durur.

Sevgili dostlar, Kelime Müzesi’nin o etkileyici duraklarından birinde, belki de her birimizin ecza dolabında bulunan ama hikayesini pek bilmediğimiz bir nesnenin önündeyiz: Gazlı bez.

Hani küçükken bir yerimiz yaralandığında ya da dizimiz kanadığında oraya hemen bir gazlı bez sarılır ya; işte o anlarda insan ister istemez bir düşünür, “Neden adı gazlı?” diye. Eğer o bezi koklarsanız, ne kadar uğraşırsanız uğraşın asla bir gaz kokusu alamazsınız; çünkü bu bezin aslında bildiğimiz gazla hiçbir ilgisi yoktur.

Bu kelimenin arkasında yatan tarihi bağ ise gerçekten büyüleyicidir: Bugün “gazlı bez” dediğimiz şeyin aslı aslında **”gaz bezi”**dir. Onun da daha eskiye, köklerine doğru yolculuk yaptığımızda ise karşımıza Gazze bezi çıkar. Kelime, Gazze’nin o meşhur, incecik dokunmuş tülbent bezlerinden gelmektedir.

Zaman içerisinde dilimizin o canlı ve değişen yapısı içinde “Gazze bezi” önce “gaz bezi”ne, sonra da bugün hepimizin diline pelesenk olan “gazlı bez”e dönüşmüştür. İşte dilimiz böyle yaşayan bir miras; bir liman kentinin meşhur dokumasını alıp, bambaşka bir isimle bugünkü hayatımızın tam merkezine yerleştiriveriyor.

Değerli dostlar, burası sadece bir müze değil; yaşayan, sürekli yenilenen ve sizinle konuşan interaktif bir deneyim alanı. Ancak küçük bir not: Müze kart burada geçmiyor ve Pazartesi günleri kapalı. Çevresi dar sokaklarla çevrili olduğu için aracınızı otoparklara bırakmanızı tavsiye ederim.

Müzenin gişesinde Şermin Yaşar’ın imzalı kitaplarını da satın alabilirsiniz.

Gezi sonunda çıkarken “Hoşça kalın, yine bekleriz” nidalarıyla uğurlanırken, cebinizde sadece anılar değil, dilimizin o zengin mirasıyla dönüyorsunuz. Kelimelerin dünyasında kaybolmaya hazır mısınız?

Kelime Müzesi

Bu kaynak, profesyonel turist rehberi Özgür Gülün tarafından kaleme alınan ve Ankara Kalesi yakınlarında bulunan Türkiye’nin ilk Kelime Müzesi’ni tanıtan bir gezi yazısıdır. Yazar Şermin Yaşar’ın girişimiyle hayata geçen bu müze, dört katlı tarihi bir yapıda ziyaretçilerine dilin köklerinden cümlelere uzanan somut bir yolculuk sunmaktadır. Metin, kelimelerin sanatsal enstalasyonlar aracılığıyla nasıl ete kemiğe büründüğünü, "zırnık" ve "dağarcık" gibi ifadelerin kökenlerini ve Atatürk'ün Türkçeye kazandırdığı terimleri detaylandırmaktadır. Ayrıca "gazlı bez" örneğinde olduğu gibi kelimelerin tarihsel dönüşümleri ve lüfer balığının büyüme evrelerine göre değişen isimleri gibi ilgi çekici kültürel bilgiler paylaşılmaktadır. Yazı, interaktif bir deneyim alanı olarak nitelendirilen bu mekanın ziyaretçilere sunduğu dilsel zenginliği ve rehberin kişisel seyahat tecrübelerini yansıtmaktadır.

1 / 5

Müzedeki anlatıma göre, büyüme serüveni boyunca "defneyaprağı", "çinekop" ve "lüfer" gibi farklı isimler alan balığın ulaştığı en ihtişamlı boyut hangisidir?

2 / 5

Müzede sergilenen ve kökeni "Gazze bezi"ne dayanan, günümüzde sağlık alanında kullanılan nesne hangisidir?

3 / 5

Müzenin kat planına göre, kelimelerin "köklerine" hangi katta inilmektedir?

4 / 5

Müze binası restorasyon öncesinde ne amaçla kullanılmaktaydı?

5 / 5

Kelime Müzesi, yazar Şermin Yaşar tarafından hangi anlamlı günde ziyarete açılmıştır?

Skorunuz

Ortalama puan 0%

0%

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir